4 Temmuz 2016 Pazartesi

Nice Bayramlara, hepbirlikte, sağlıkla, huzurla...





Fikirlerden Fikirler Doğar....

Her bulduğumuz köşeye raflar...
Eski bir kapıdan raf....
Artık kullanılmayan panjurlardan...
Evlerde böyle kullanışsız köşeler de vardır... Hemen raflayalım :))
Pencere üstü rafları da seviyorum... Aynı zamanda perde kornişini taşıyor ya...
Dosyalıklardan raf fikri... Sevdim :))
Bu da kediciler için :))
Arabanızın eski lastiklerini sakın atmayın, bahçenize kuyu yapın :)
Bir yerlerde sakladığınız kenar dantellerini çıkarın bakalım :))
Pet şişeleri değerlendirelim... Banyoya denizanası yapalım mı :))
Kıyafetine uygun çanta mı bulamadın... Hemen uygun renklerde bir penye bluzunu al eline...
Eski emaye sahanlardan... yoksa plastik kaselerden....
Floş ipliklerinize kıyabilirseniz, kolay püskül yapın...
Çoook ucuza resim çerçeveleri bulursanız kendinize mini sera yapabilirsiniz :)
Duvarlar çerçeveler asmanın da raconu varmış... :))
Çekmecelerden raflar benim favorimdir :)
Çeşitli şişelerden dekorasyon... Kolay... Markete gidip plastik-cam farketmez, güzel şekilli olanları toplayın, boyayın, ya da kalın iple kaplayın...
Tenis topları.... (pahalı mı?)
Takılar için... Veya... Eldiven örenler için... Dekoratif de olabilir ... :)
Ve işte en sevdiğim nesneler... kasalar... o kadar çeşitli kullanım şekli var ki :)




1 Temmuz 2016 Cuma

Karanlığın linç ettiği kadın: Hypatia

Bundan yaklaşık 1600 yıl önce Mısır’ın İskenderiye kentinde korkunç bir cinayet işlenir; ‘iffetsiz’ ve ‘günahkâr’ olmakla suçlanan bir kadın toplumun gözleri önünde ‘öfkeli’ bir güruh tarafından linç edilir. Taşa tutulan, parçalara ayrılıp yakılan kadın, matematikçi, gökbilimci, filozof Hypatia’dır.
Büyük İskender’in M.Ö. 332 yılında kurduğu İskenderiye, yüzyıllarca barış içinde yaşadı. M.Ö. 30’lardaRoma’nın hâkimiyetine geçen kentte barış ortamı M.S. 300’lerde bitti. Limanları, bilginleri, kültür merkezi, dev kütüphanesi ve üniversitesiyle İskenderiye o dönem ticaretin ve aydınlanmanın merkeziydi. Başında ünlü matematikçi Theon’un bulunduğu okulda kızı Hypatia da matematik, felsefe ve astronomi dersleri veriyor, Platon, Aristo ve Oklid’in fikirlerini tartışmaya açtığı bu dersler dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilerle dolup taşıyordu... Elif Eral, yazdı…
Kentin dokusu Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinin ardından hızla değişti. İktidara egemen olan Hıristiyanlar, Pagan ve Yahudiler başta olmak üzere farklı inançlara sahip kim varsa hedef aldı.
Kentte ardı ardına cinayetler işlenirken Hypatia çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Her gün bir çember çizerek; dünyanın, güneşin, gezegenlerin hareketlerini yeniden hesap ediyor, öğrencilerine “Bizi birleştiren şeyler ayıranlardan daha fazla; tüm insanlar eşittir, kardeştir...” tavsiyesinde bulunuyordu.
***
İskenderiye Üniversitesi’ni inançsızlığın merkezi olarak gören Hıristiyanlar, Serapis tapınağı, müze ve dev kütüphanenin yok edilmesi gerektiğini düşünüyordu. Kitapların parçalandığı, heykellerin yıkıldığı, insanların öldürüldüğü kanlı saldırıda yüzyılların bilimsel birikimi de yok edildi. En sevdiğini; babasını da kaybeden Hypatia, artık yapayalnızdı...
Ancak babasına söz verdiği gibi gerçeği aramaktan asla vazgeçmedi. Hypatia “Dünya hareket ederken daire mi çiziyor, elips mi, yoksa güneş dönüyor dünya yerinde mi duruyor” diye düşünürken kötülük yerinde durmuyor, örgütleniyordu...
***
İskenderiye Patrikhanesi’nin ise o bilimsel çalışmalarını sürdürürken Hypatia’ya duyduğu kin her geçen gün artıyordu.
Eski öğrencisi olan kent valisinin onun tesirinde olduğunu ve bu sayede farklı inançların korunduğunu düşünüyordu.
Hypatia’nın öldürülmesi için tezgâh kuruldu. Başpiskopas Kril’in talimatıyla papaz pazar ayininde bir konuşma yaptı; kadının toplumda olması gerektiği yeri tanımladı önce, asla bir erkekle eşit olamayacağını, erkeğe akıl veremeyeceğini, kıyafetlerinden hareketlerine kadar dikkat edeceğini anlattı uzun uzun. Ardından Hypatia’yı hedef göstererek İskederiye’de haddini aşmış bir kadının yaşadığını, büyücü, günahkâr bir şeytan olduğunu söyledi.
Kalabalık soluğu Hypatia’nın kapısında aldı.
Önce saçından sürüklediler. Haypatia’yı çırılçıplak soyup en acı şekilde nasıl ölebileceğini tartıştılar; biri “Taşlayalım”, diğeri “Derisini yüzelim” dedi, öteki ateşe vermekten bahsetti. Karar veremediler, sırayla hepsini yaptılar...
***
Tarihte bilinen ilk kadın matematikçi olan Hypatia’nın yazdığı kitaplar kütüphane saldırısında yok edildi. Feminist sanata da konu olan Hypatia hakkında çok sayıda roman,oyun ve şiir yazıldı... Hypatia’yı “Bağnazlığın masum bir kurbanı” diye tarif eden Voltaire, öldürülmesini ise ‘sorgulama özgürlüğünün yok ediliş simgesi’ olarak görmüştür.
***
Derler ki Hypatia’nın katli sadece bir bilim insanın ölümü değil daha fazlasıdır; aydınlıkla karanlığın savaşında bir dönemeç kabul edilir.
Hypatia’nın; insanlığa büyük bir dersi daha vardır; tüm karanlığa inat ‘Göğe bakalım..

"Meyva veren ağaç taşlanır" ..... demişler ya !!!!


28 Haziran 2016 Salı

Tatsızım... :(

Sıcaklardan mı nedir... Tatsızım :(
Hem yorgun hissediyorum kendimi, hem de midem iyice kötüleşti artık :(
Temmuz kontrolümü de hayırlısıyla sağlam atlatayım, şu midemi bir göstereyim diyorum artık...
Eh 60 yaş sürerken revizyon gerek arada bir :))
..........................................

Bir kitap daha bitti dün gece...
İlk defa okuduğum bir yazar...
Fena değildi..
 "Radyo piyeslerinden hayatı öğrenen genç bir kadın: Rezan.


Yurtdışından gelen misafirini en iyi şekilde ağırlamak isteyen genç bir adam: Faruk
İstanbul’un güzelliklerini anlatan bir kitap yazmaya çalışan ve İstanbul’a gelen Ruslara yardım eden: Sofiye
Sokağa çıktığında nefes alamayan ve kalabalıktan korkan: Tevfik

Bu dört insanı bir araya getiren “bilinmez”in peşinde”dünya” koşuyor.
"


Masamın üzerinde yarım kalmış bir projem, tam arkamdaki ütü masasında ütülemem gereken yazlık birkaç kıyafetim, mutfakta masa ve tezgah üzerinde yenmeye hazırlanmayı bekleyen sebze-meyva beni bekliyor. Bense şu anda hafif serin olan yatağımın ve yeni başlayacağım kitabımın beklentisine cevap vermeyi tercih edeceğe benziyorum :))))




25 Haziran 2016 Cumartesi

Sahildeydik....

Dün ve bugün ipimi kopardım :)))
Dün akşamüstü alışverişe diye çıktım, gece 10 da döndüm :))

Yazın Değirmendere sahilinde tezgahlar açılıyor elsanatları üzerine.
Bu sene Hayat da kardeşinin hanımı ile beraber açtı.
Onunla beraber indik dün akşam Çınarlık meydanına.

Aslında Yalı mahallesi sahilindeydi sergiler ama orada kanalizasyon patlamış, onun için apar topar taşınmışlar...
Genelde takı üzerine masalar ... Yarısından çoğu da hazır takılar. Bütün masaları gezemedim, malum... yorgunluk :(
Amaaa...
Tam yanımızdaki masada ne vardı bilin bakalım :)
Geçici dövme :))
Ne zamandır hevesliydim ya, ben hemen oraya oturdum :)
Ve muradıma erdiiim :)
Ay utandım yaaa :))
Hayat gel resim çektirelim diyorum, o çantada birşeyler arıyor...
Buldu işte, kaykıldı bana doğru :)
Güzel bir değişiklik oldu benim için :)

Bugün sabah haberlere bakarken, Türk Kuşlarının Körfezde gösteri yapacağını gördüm, kaçıramam dedim :)
Bıdığı da alıp sahile indim.
Değirmendere sahili güzel...
Ben güzel :))
Bıdık güzel :)
Nostaljik vapurumuz güzel, hala binip körfez turu atmak kısmet olmadı :(
Bir de Tüpraş olmasaymış :(
Ve bu kocaman köpekler hep sahipli olsaymış...
Daha iyi olurmuş gibi gibi .... :))

Psikolojik birşey mi bilemiyorum da, park yeri bakarken bu kırmızı arabanın soluna giriverdim hemen, yarım saat sonra bir kırmızı araba da benim soluma girdi... Kırmızılar birbirini çekiyor mu ne :))
Jetler beni kandırdı :(
Üzerimizden öylece geçtiler, asıl gösteriyi körfezin dibinde yaptılar herhalde, çünkü sadece arkalarında bıraktıkları dumanı görebildim :(

Kös kös evimize döndük....





24 Haziran 2016 Cuma

Aç Bitir....

Aç bitir salam...
Aç bitir sosis...
Aç bitir sucuk...
...............
Bu da aç bitir kitap... :)))

Akşam 8,5 ta açtım.... çok güzeldi, bırakamadım... 12,5 ta bitirdim, sabah anneme devrettim :)

Kristin Hannah... Her kitabı ayrı konu, ayrı heyecan...

Ve konusu...

"Bazen bağışlamak, umut etmek ve mucizelere inanmak gerekir…

Hayatının en büyük ihanetine uğrayan, terk edilen ve çok zor bir yıl geçiren Joy Candellaro, Noel yaklaşırken hep hayalini kurduğu maceraya atılmaya karar verir. Kimseye haber vermeden bir uçak bileti satın alır ve hiç tanımadığı bir şehre doğru yola çıkar. Fakat beklenmedik bir şey olur ve Joy kendini bir anda büyülü yağmur ormanlarının yakınlarında, muhteşem bir gölün kıyısında yer alan bir balıkçı kulübesinde bulur. Kulübede yaşayan küçük Bobby, yakın zamanda kaybettiği annesinin acısıyla başa çıkamamaktadır. Yalnızca hayalî arkadaşıyla konuşan küçük çocuğun babası Daniel da oğluna yardım edemediği için acı çekmektedir. Joy ikilinin hayatına tesadüfen girerek onlara yollarını bulmalarında yardımcı olur ve böylece aralarında güçlü bir bağ kurulur. Joy eski hayatını geride bırakıp bu yeni dünyanın bir parçası olmak istediğini fark eder. Fakat bu gerçek olamayacak kadar güzel atmosferde yanlış bir şeyler vardır. Joy hayallerle gerçeğin arasında bocalarken umudun peşinden gitmeyi seçer ve bir mucizeye tanıklık eder
."

Sıradakiiii.... :))))



23 Haziran 2016 Perşembe

Bir Kitabın Daha Sonuna Geldik...

Okumada emeği geçen vefakar-fedakar gözlerime/gözlüklerime, saatlerce yorulmadan kitap tutan bileklerime-parmaklarıma, hiç ses çıkarmadan kafamı taşıyan yastıklarıma, hafif hafif ışık veren lambama sonsuz teşekkürler :))

"Teslimiyet"
İnatçı aşklar... aşıklar...
Güzel olmasına güzel de...
Biraz mutaasıp mı kaldım ne...
(yaştan dolayı mı acaba... )
Seksüel ilişkileri pornovari anlatıyor ya kitaplar ...
Konusu güzel olanları anneme devrediyorum, O da bundan şikayetçi :(

Neyse...
Gene de güzeldi...

"Jake, büyük bir şirketin patronudur.
Her zaman yoğun olan iş programı ve özel yaşamı,
onu bir tek şeyi düşünmekten alıkoyamamıştır:
Kalbinin en gizli köşesinde sakladığı Kim’i…

Kim, kocasından boşandıktan sonra yaşama gücünü tamamen kaybetmiş bir halde neredeyse çökmüşken, Jake onu bulur. Kim’in yeniden ayağa kalkması için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıdır.
Kendi şirketinde çalışmaya başlaması için ona bir iş ayarlamayı teklif eder ancak Kim, torpilli bir pozisyondan işe girmeyi kabul etmez. Bunun üzerine Jake onu en azından resepsiyonist olarak çalışması için ikna eder. O an Jake için en önemli olan şey, bir şekilde Kim’in yakınlarında olmaktır. Artık onu koruyup kollayabilecek ve yaşamından haberdar olacaktır.

Kim için yaşadığı onca şeyden sonra kalbini bir kez daha birine teslim etmek imkânsızdır.

Jake ise Kim’i kendine saklamanın bir yolunu bulmaya kararlıdır. Bu defa, onun başkasına gitmesine izin vermeyecektir
."

İşte böyle birşeydi...

















Eveeet....
Sıradaki lütfen.... :))))