26 Mayıs 2016 Perşembe

Söz Konusu Örgü Olunca...

Hemen alınan bir kitap işte :))
"Aşk İle Örülü Hikayeler"
Kapağında da güzelim yünler...
Al beni... al beni.... demiyor mu :))

Aslında bu kitabın okunma sırası daha gelmemişti ama baktım motif etkinliği yapanlar aynı zamanda okuma etkinliği de yapıyorlar, sıradaki kitap ta bu, e bende de var dedim, başladım ... ve bitirdim :))

Güzeldi... Romantikti... Pek sevdiiim :))

İşte 5 hikayenin tanıtımının olduğu arka kapak ...







25 Mayıs 2016 Çarşamba

İnsan Huzurunu Kendi Yaratır... Diyorum... :)

Huzurumu bozacak kişilerden uzak olmaya, olaylardan uzak durmaya, fazla düşünmemeye çalışıyorum...
Çünkü sağlığım için, özellikle şu sıralarda en önemli ilaç "huzur" ...

İşte huzur duyduğum güncel alışkanlıklarımızdan biri...
"Sabah kahvemiz"
Ben emekli olduğumdan beri annemle bu alışkanlığımız devam ediyor :)

Ve tabii Bıdıkta dahil bu keyfe, onsuz keyif olur mu :))
Herkese huzur dolu günler diliyorum, kucak dolusu sevgilerle birlikte :)




23 Mayıs 2016 Pazartesi

Gene Ara Verdim Değil mi :(

Ama naapim, elimde değil... :(
Eskisi gibi yetişemiyorum :(
Eskiden gece saat 2 lere 3 lere kadar oturuyordum, şimdilerde saat 7-7,5 ta şarjım bitiyor, uzanmak zorunda kalıyorum :(

Halbuki  önceleri düzenli yayın yapar, yorumlara cevap verir, blogları dolaşır, yorumlar yapardım :(
Neyse...
Biliyorum idare ediyorsunuz beni, yorumlarınıza cevap yazamazsam da, bloglarınızı ziyaret edemesem de beni terketmiyorsunuz :)
Seviyorum sizleri :))

Neler yaptım bu arada....
17 sinde PET/BT çekimim vardı Acıbadem Kocaeli'de...
18 inde onkologum ile görüşme...
Malum, çekimden bir hafta öncesinden başlıyor stresim, görüşme sabahı son haddinde oluyor...
Haberler iyi... tümör görünmüyor artık... umarım tamamen terketmiştir beni... ilaç vermeye son verdi doktorum, 2 aylık tomografi kontrollerine geçtik... hayırlısı diyelim :)

Alice Taylor'un "Nehrin Karşı Kıyısı"nı bitirdim...
Okuduğum ilk kitabı "Evin Hanımı"nın devamıymış meğer :)

Önce "Evin Hanımı"nın tanıtım yazısı...

"Ansızın gerçekleşen bir kaza ve ölen bir baba…
Koca çiftlikle nasıl baş edeceklerini bilemeyen çocuklar…
Satılık bir çiftlik…
Küçük bir kasabada birbirine düşman iki ailenin nesiller süren mücadelesi…
Kilise pederine rağmen yapılabilen bir okul
… "


Ve... "Nehrin Karşı Kıyısı"

"Zafer intikamın dikenli yolundan geçer Mossgrove çiftliğinde sular durulmuyor. Zorluklarla mücadele etmek için güçlü olmak gerektiğini öğrenen Martha Phelan’ın en son istediği şey, oğlu Peter’la karşı karşıya gelmektir. Öte yandan planlarını gerçekleştirmek için de riske girmek zorundadır. Ancak bu sorunlarla uğraşırken, kendisinin ve ailesinin canını yakacak büyük tehlikeden habersizdir Nehrin karşısında onu bekleyen bir fırtına vardır. Ya bu fırtınada kaybolacak ya da ondan kurtulmanın bir yolunu bulacaktır."

Ve sonraki kitabım...
Rachel Gibson "Her Güne Bir Öpücük"
Meğer bu kitap ta daha geçenlerde okuduğum "Yoksa Hala Bekar mısın"ın devamıymış :))
Neyse ki sıradan okumuşum :))
 Önceden de dediğim gibi Rachel Gibson kitaplarını seviyorum, eğlenceli ve sürükleyici oluyor :)

Ve işte tanıtım yazısı...
"Miami’de barmaid olarak çalışan Stella Leon’un hayatı, Beau Junger ile karşılaşınca altüst olur. İşini ve evini terk etmek zorunda kalması sorunun sadece küçük bir parçasıdır. Hayatı bir mafya üyesi tarafından tehdit edilmektedir ve onu koruyacak tek kişi Beau’dur.

Beau Junger sadece işini yapıyor ve Stella ile kısa bir görüşme planlıyordur ancak verdiği yanlış karar ona pahalıya patlayacaktır. Yalnızlığı seven, özellikle kadınlardan uzak duran Beau, artık Stella’yı canı pahasına korumalıdır. Hem de her gün… İçinde bulundukları tehlikeli durum bile aralarında oluşan çekime engel olamaz. Bir süre sonra Beau’nun Stella’yı korumak zorunda kaldığı tek kişi peşindeki mafya üyesi olmaz. Artık onu kendisinden de korumak zorundadır. Hem de her gün…
"

Elişi üretiminde ilerleyen birşey yok maalesef :(
Kırkyama örtümün elde yorganlamasını yapmaktayım ama geçtiğimiz hafta hiç elime alamadım :(
Belki bugün biraz dürtüklerim :)

Hafta sonu gene buluttan nem kapmıştım herhalde, cuma günü sahile inip keyif yaptım ya...
Cumartesi sabah başlayan mide-barsak problemi pazar sabahına kadar süründürdü beni :(
Ancak bugün kalkabildim ve anamın özlediği sabah kahvesi keyfini yapabildik :))
Gene kızdırdım O'nu, benim surata bakın bir de Onunki'ne :))

Ve... Havanın kasvetine inat, neşe içindeki bir demet çiçeğimiz :)
Bir cins begonyaymış bunlar, yumru köklü... Seneye ayırsam mı acaba ikişer ikişer...

İşte böyleeeee... şimdi... yemek zamanı :)




14 Mayıs 2016 Cumartesi

2 Kitap....

Ann Leary'nin "Yalnız Bir Evin Kahkahası" nı okudum, daha doğrusu okumaya çalıştım...
Sıkıcı geldi bana, olay yok, merak edebileceğim birşey yok, sadece anlatım var...Ara ara atladım bile :(

Tanıtım yazısı güzel gelmişti oysa :(

"Çocukluğundan beri küçük bir kasabada yaşayan Hildy Good, kasaba sakinleriyle ilgili her şeyi bilmesiyle ünlüdür, ayrıca yetenekleri sadece bununla da sınırlı değildir: O başarılı bir emlakçı, bir anne ve büyükannedir! Üstelik her günü ayrı bir heyecan fırtınasıyla geçer. Ancak, kızları çok içtiğini söyleyerek onu rehabilitasyona yolladığından beri geceleri kendini biraz yalnız hisseder. Neyse ki artık içkiyi bırakmıştır… Yani neredeyse.

Kendisini yalnız ve boş yere cezalandırılmış gibi hisseden Hildy, kasabaya yeni taşınan zengin Rebecca McAllister’la arkadaş olur ve onun sayesinde yeniden hayatın bir parçası olduğunu hissetmeye başlar. Bu ikili, biraz dedikodu yaparak, biraz da içerek kaygılarını unutmaya çalışır. Tabii bu, aralarındaki sırlardan sadece bir tanesidir, diğeri ise tüm kasabayı ve bazı insanların hayatlarını altüst edecek kadar büyüktür."





































































































Ama kitabın başındaki söz çok hoşuma gitti...
“ Her ev, sahibinin hikayesini anlatır.”
Bence çok doğru, ya sizce ?

Ve... Dün akşam 8,5 ta başlayıp 4 saatte bitirdiğim kitap...
Juliette Sobanet'ten "Siyah Kar"...
Bırakamadım elimden, kime ne olduğunu, kimin kim olduğunu o kadar merak ettim ki :)
Hatta isimleri karıştırıp arada bir başlara bile döndüm :)) Bir de böyle bir sorunum var, isimleri unutuyorum, kitaplarda da, gerçek hayatta da  :))

Tanıtım yazısı aslında o kadar da çekici gelmemişti...

"“Son bir kez daha gördüm karlar arasındaki yüzünü. Bu kez konuşmadı. Menekşe gözleri her şeyi açıklıyordu. Çok geç kaldın diyordu sanki. Çok geç kaldın.” İkizlerin birbirini hissettikleri söylenir. Tıpkı gazeteci Jillian Chambord’un, korkunç bir rüyadan karlı sabaha uyandığında ikizi Isla’nın başının dertte olduğunu hissettiği gibi. Yollarını ayırdıktan altı sene sonra Samuel Kelly’nin dedektif olarak Jillian’ın karşısına çıkması iyiye işaret değildir. İkizi Isla, iki genç kızla birlikte İsviçre’den Paris’e giden gece yarısı ekspresinden kaçırılmıştır.

Jillian, acı bir geçmişi paylaştığı ikizini bulmaya çalışırken, Yılbaşı Arifesi’nde tarihin yeniden yaşandığını keşfeder. Çünkü 1937 yılında Isla gibi başka bir genç kız iki kişiyle birlikte aynı trenden kaçırılmıştır. Jillian ve Samuel, olayı çözmek için gece yarısında Doğu Ekspresi treninde yolculuk ettiklerinde kendilerini çok farklı bir durumda bulurlar. Onlar artık 1937 yılındadır… Jillian bu zorlu yolculukta ikizini kurtarmaya çalışırken, Samuel’e olan hislerini dizginleyebilecek midir? Dahası artık onlar için bir gelecek var mıdır?"

 





13 Mayıs 2016 Cuma

Yorganlıyorum :)

Yavaş yavaş, arada bir parmaklarımı da dikerek.... :))
Yorganlıyorum örtümü :)
Pufuduk kalpler çıkıyor ortaya :))




12 Mayıs 2016 Perşembe

Bazen.....

Bazen o kadar basit birşey aklıma gelmiyor ki... şaşıyorum kendime :))

Hani herşeyin pratik yolunu bulurdum ben ?
Bunca zamandır nasıl aklıma gelmedi yahu bu yöntem :))

Naylon torbaya birşeyler doldurmam gerektiğinde çektiğim zorluklardan bahsediyorum...
Torbayı mı tutayım, torbaya dolduracağım herneyse onun olduğu kabı mı tutayım... zorlanıyordum... da basit bir çözüm bu kadar mı geç gelir insanın aklına yaaaa :(

Al torbayı, ağzı geniş derin bir kaba geçir, rahat rahat içine ne boşaltacaksan boşalt...
Değil mi ama :))))

İlahi ben yaaaa :)))))
Bu kadar kolaymış aslında :)))))
Bu arada... Biberleri böyle doğrayıp dondurucuya atıyorum, kullanacağım zaman eritmeden çıkarıp yeteri kadarını alıyorum içinden, biraz mıncıklayınca ayrılıyorlar birbirlerinden :)