11 Nisan 2010 Pazar

Artık yünlere el attım :))

İki benzer kutu buldum....










Büyük ihtimal bu kutuları ne yapacağımı anladınız, bitmiş hali yarın :))








Artık Yünlerden Püsküller....


Birkaçtane püskül yaptım.
Bu püskülleri nasıl yaptığımı da fotoğrafladım, belki birilerine kolaylık olur.
Bu püskülleri niye mi yaptım, önümüzdeki günlerde göreceğiiiiz:))




Yorumsuz........
Tek Başınalık
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü biri
Ve hiçbirşey yapmamaya karar verdi
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir öteki
Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir üçüncü
Ve tek başına düşünmeyi sürdürdü
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü yüzbinler
Ve tek başınalıklarını sürdürdüler
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü milyonlar
Milyonlarcaydılar
Ve tek başınaydılar
Bu arada birileri
Onlar adına
Karar vermekteydi
Tek başına olduklarını sananlar
Topluca ortadan kaldırıldılar....
Ataol Behramoğlu



Her akşam tığ elimden düşmüyor:))

Artık akşamları tv karşısında elimden tığ düşmüyor.... Yok yok yeni aldığım dantel ipliklerine el atmadım daha, nakış orlonlarımı bitiriyorum:)
Bakın daha neler yaptım...





Para çantaları artık gerekli hale geldi diye şimdilik iki tane örüp pasajıma koydum.
Fermuarlı ve içi iki bölüm :)) Bir de sarı-turuncu ördüm, pasajımda .....









Hani yaz geliyor, plaj kıyafetleri, ince kıyafetler, çanta taşınmaz filan dedim, ama cep telefonumuzu yanımızdan ayırmayız ya hani... İşte onlar için minik kesecikler ördüm boncuklu boncuklu, beyaz ve mavisi de var, pasajımda :))


7 Nisan 2010 Çarşamba

Dün sabah yaz idi, öğleden sonra kış geldi...

Dün akşamüstü başlayan yağmur hala devam ediyor, geceden bugün öğlene kadar hiç durmadı, şimdi ara ara yağıyor. Yaz geldi derken, gene hava birden soğudu :(
Ne yapalım, iç işlere devam, biraz da dinleniyorum. Ütülerim vardı onları bitirip yerleştirdim, maillerim birikmişti, onları gözden geçirdim.

Mail kutuma düşen güzel bir yazı....

Kahramanlarımı zın ilki, Paris-İstanbul arasında trenle mekik dokuyan genç bir Türk işadamı.
Macaristan'da genç bir bayanla tanışır.
Evlenme teklif eder ve evlenirler.
İzmirli işadamı, olayı ailesine açamaz.
Macaristan'da bir kızı olur.
Kızına Nermin adini verir.
Nermin büyümekte, Mustafa Kemal'in yaptıklarını, gazetelerden heyecanla izlemektedir.
Baba İzmir’de ölür.
Aile, geçim sıkıntısına düşer.
14 yasındaki Nermin, Macaristan'da paralı olan öğrenimini sürdüremez olur.
Mustafa Kemal'in ülkesinde eğitim parasızdır.
Nermin, baba yurduna gitmeye karar verir.
Annesinin haberi olmadan Türk Büyükelçiliği’ne başvurur. Ona bir pasaportla birlikte, eline durumunu açıklayan bir de Türkçe mektup verirler. Bası sıkıştığında, derdini anlatamadığında o mektubu gösterecektir.
Olayı öğrenen annesi de ona destek verir. Üçüncü mevki bir tren kompartımanının tahta sıraları üzerinde, günlerce sürecek bir yolculuk baslar.
Tren, Türkiye topraklarına girer. Gümrük memurları, elinde Türk pasaportu olan ama Türkçe bilmeyen bu çocuğun durumunu çok ilginç bulur, giriş izni de hemen verilir.
Öykü uzun...
Küçük Nermin, İstanbul’da bir yandan Almanca dersleri verirken öte yandan Türkçe öğrenir. Mustafa Kemal'in parasız kıldığı eğitim olanaklarından yararlanır.
İstanbul Hukuk Fakültesi'ni bitirir. Gazetecilik yapar. Türkçenin arkasından İngilizce ve Fransızca da öğrenmiştir.
Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne asistan olur. Çağdaş siyaset biliminin Türkiye'ye girmesine öncülük edenler arasında yer alır.
Gün olur, Türkçesinin bozuk olduğunu öne sürerek öğretim üyeliğinden atılmasını isteyenler çıkar.
Tükenmez bir enerji ve heyecanla, gençlere bir şeyler verme isteğini yitirmez. Uluslararası toplantılarda Türkiye'yi, Türk kadınını, Mustafa Kemal'i savunur, savunur, savunur...
Bir oğlu olmuş, adını da Mustafa Kemal koymuştur...

Prof. Nermin Abadan-Unat, Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki son dersini bundan dört yıl önce verirken aralarında benim de bulunduğum bir grup eski öğrencisi de sınıftaydı. Kimisi profesör, kimisi doçent, kimisi çiçeği burnunda araştırma görevlisi. Deniz Baykal da sonradan yetişmişti.
Son dersin sonunda, nefes bile almaya korkarak dinlediğimiz yukarıdaki yasam öyküsünü anlattı bize...

Ve sözlerini söyle noktaladı:
- Ben yurdumu kendi irademle seçtim. Mustafa Kemal olmasaydı, belki ben de olmazdım. Niçin Kemalist olduğumu, öyle sanıyorum ki artik anlamışsınızdır...

Çok etkilendiğim bu öyküyü yazdığımda, sonunu söyle bağlamıştım: 'Bu sözleri, parası olanlara Bilkent'i, olmayanlara Süleymancı yurtlarını gösterenlere adıyoruz...'

Bakıyorum da aradan gecen zamanda, ne Nermin Hoca’nın öyküsü güncelliğini yitirmiş, ne de benim altına düştüğüm not...
Tıpkı giderek daha güncel, daha gerçek, daha anlamlı olan Mustafa Kemal'in kendisi gibi! ..”

Bazen küçük bir hayat hikâyesi, binlerce kitaptan çok daha fazla şey anlatır.

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı 1990


Çiçekli Bordür




Bu bordürü paylaşmam gerek sizlerle. Değişik ve iç açıcı geldi bana, hatta çiçeklerin ortalarına pul boncuklardan koyulabilir diye düşündüm...






Battaniyemin detayı...






Dün yayınladığım battaniyemin yakın resmini yayınlıyorum örmek isteyenler için. Püf noktası eşit aralıklarla eksiltip arttırmak. Aslında ben tarif özürlüyüm. O nedenle bu detaydan inceleyerek çıkartılabilir sanıyorum :))


6 Nisan 2010 Salı

Çok çalışıyorum çoook :))

Kıştan çıkınca dışarıda o kadar çok iş oluyorki, bilgisayarın başına oturduğumda ancak maillere ve biraz da 10marifete bakabiliyorum. Yorumlara cevaplarım ve izlediğim bloglara yorumlarım gecikiyor dostlar kusura bakmayın. Bakmıyor değilim ama gece oturduğum için bloglardaki yoğunluktan herhalde yazdığım yorum gitmeyince fazla beklemeden geçiyorum.

İşlerim bittikçe fotoğraflarını çekip paylaşmak istiyorum.




Ocakbaşını temizledim, yerleştirdim, orası bitti sayılır.














Bu küçük battaniyeye geçen yıl eylülde başlamıştım, yünüm yetmemişti, kar kalkana kadar beklemiştim. Yün alınca ocak ayında bitirdim ama size göstermeyi unutmuştum, işte bitmiş hali :))







Bir yandan da Bodrumu yerleştiriyorum, hani karmakarışıktı resmini göstermiştim, onu alıyorum oraya koyuyorum, ben de karışıyorum :)) Bu eski hali, bitince detaylı paylaşırım.





Kalan tül parçalarından birşey yapacağım diyordum, onu da yaptım ama dekorasyonunu bitireyim öyle fotoğraflayacağım.



Orjinal bir kuru ağaç vermişti arkadaşım bana, onu yerine diktim, henüz tamamlanmadı, az sonra:))




Eski perdelerden arka verandaya minderler yapmıştım, orası da daha tamamlanmadı, az sonra:))




Merak edin diye başlıkları önceden veriyorum, öyle yapıyorlar ya tv lerde, beni izlemeye devam edin, önümüzdeki günlerde cevaplar tek tek gelecek:)


2 Nisan 2010 Cuma

Benden+annemden+internetten

Bir minik çantacık daha...










Yeni bir minik çantacık daha bitirdim. Sevdim ben bunları yapmayı boncuklu, pullu. Pasajıma da ekledim:)








Annemden size mesaj....







Solmaz hanım iyi dileklerinize çok teşekkür ediyor, hepsini tek tek okudu ve sizlere sevgilerini gönderdi:)











Eski örtüleri değerlendirin...






Eskiden kalmış atmaya kıyamadığınız nakışlı örtüleriniz varsa, yıpranmış olsa bile böyle bir aplikeli kırkyama örtü yapıp zevkle ve anılara dalarak kullanabilirsiniz.











Hobi odam böyle olsa:))










Buna bayıldım, inşallah benim oda da birgün böyle olur:)








Biraz Gülümseyin:))
1960"lı yıllar,Elazığ Akıl hastanesinden deliler kaçar,Elazığın cadde ve sokaklarına dağılır.
423 deli kaçmıştır.
O zamanın ünlü doktoru Mutemet Bey hastanenin baş hekimidir.
Doktor bey ne yapalım derler.
Mutemet Bey bana bir düdük verin ve arkama yapışarak gelin der.
Doktor önde birkaç personeli arkasında tren-tren oynayarak Elazığı dolaşır.
Bütün deliler bu kuyruğa girer vagon olur.
Hastaneye geldiklerinde sayı 612 kişidir.

Penye Tavşan







Eski tişörtlerden kolay bir şekilde tavşan yapımı...


1 Nisan 2010 Perşembe

Yağmur-Yaşgünü-Yeni bir şey....




Hava gene bir açıyor, bir gökgürültülü sağnak yağışa dönüşüyor.









Bugün annemin 76. yaş günü... Daha nice sağlıklı yıllar diliyorum Allahtan anacığıma...













Bazı yerlere giderken sadece cep telefonu ve kimliğimizi almak yeterli olur ya, kıyafetimiz cepsiz olur, çanta taşımak olmaz, işte onun için minik bir kesecik ördüm, şöyle omuza asılabilecek. Aslında siyah bu hem de simsiyah ama scannerda bu renk çıktı :))


Bugün de eve kapandım:(

Oooof of, bu havalar içimi kararttı artık... Yok işte, bugünde kapalı, rüzgarlı ve arada bir yağışlı.
Artık kendimi dış işlere adamak istiyoruuum....












Tv karşısında tığ işleri yapılıyor bu aralar dedim ya, işte ilk ürünüm, aralarına bocuklar ekleyerek ördüm, keseciklere devam ediyorum, beni takip edin:))

















Siyah süet gibi kumaştan dümdüz bir gözlük kılıfı, ütü baskısı taşlar ve gümüş sim kordon eklendi, şimdi daha süslü :))












Üzeri baskılı, yandan fermuarlı bir gözlük kılıfı....
Önce sellülozik tiner ile üzerindeki yazıyı sildim.
Anneannemin bir tayyörünün önünde süsmüş bu tokalar, yıllardır saklıyordum, hatta birara küpe olarak kullandım. Onlar ilişti gözüme, buraya diktim. Fermuarını ucuna da bir püskül takınca, makyaj çantası gibi birşey oldu. Aslında makyaj yapmam ya, iş hayatını bırakalı makyaj derdi de bitti, ama malzemeler mevcut:)