6 Nisan 2018 Cuma

İçime Sinmeyince...

Son çerçevelediğim minik panolarım vardı ya...
Fotoğraflamak için salonda koltuğun üzerine koymuştum.
Akşam köşeme geçince, tam karşıma düştü. Baktıım... baktıııım....

Birşeyler içime sinmedi derken, aklıma bir fikir geliverdi.
Kelime oyunu biter bitmez soluğu hobi odamda aldım.
Biraz uğraştırdı ama, böyle nasıl oldu ?
Ben sevdim :)

Bugün belki de gene havadan, kollarım-ellerim tutuk ve ağrılı, o nedenle uzun uzun yazamayacağım, alacağınız olsun :))





5 Nisan 2018 Perşembe

Martılar... Özgürlük... Ve Ben...

Martılar gene dönen bir hava akımı yakalamışlar, bir kareografi havasında kanat çırpmadan dönüp duruyorlar. Maalesef video yakalayamıyorum :(
Hani kaygan bir zeminde ya da buzda koşup gelip kendini bırakıp kayarsın ya, diğer martılarda uzaktan görüp, kanatlarını aceleyle çırpıp geliyorlar ve dönenlere katılıyorlar.
Haliyle eli işte,
gözü dışarıda olan ben işimi bırakıp onlara dalıyorum:)
Bu benim kucak tezgahım :))
Yanımdaki sehpada ipliklerim :)
Özgürlük demişken...
Ne güzel şeydir özgürlük; anlamı kişilere göre değişse de mutluluk verir.

Benim için özgürlük, içimden geldiği gibi dilediğimce yaşamak.
Tek başına kalınca, kendinden başkasına sorumluluk ya da zorunluluk olmayınca al sana özgürlük :)
El işlerinde bile daha bir özgür hissediyorum şimdilerde, zaten herşeyi yapamıyorum, kafama göre değilde vücudumun gücüne göre takılıyorum :)

Bu kanaviçe işi beni oldukça sardı. Ona dalınca 5 yukarı, 2 sağa, 3 çapraz..... derken
zaman geçiyor
akşam oluyor
tezgah kapanıyor.
Bir üçlü daha çerçeveleniyor. İsteneceği başka bir eve gitmeye hazır...

Akşamları tv de takip ettiğim tek program kendimi test ettiğim tv2 deki "Kelime Oyunu"...
Sonrasında yakalayabilirsem TLC deki "Ağır Yaşamlar" . O insanların çaresizlikleri, kurtulmak için verdikleri mücadele, kendileriyle savaşları, irade gücü... İnsana ders veriyor bir yerde.

Sonra yatma zamanı geliyor. Bir günü daha kotardım diye sevinirken, yattıktan sonra başlayan ağrı artışları, uyku bölünmeleri ve acil-zorunlu banyo ziyaretleri aklıma geliyor. Yani geceleri sevmiyorum ama uykum geliyor :)
Geçecek bunlar da biliyorum geçecek, ben elimden geleni yapıyorum, sabrediyorum.
Bugünlük te bu kadar....





4 Nisan 2018 Çarşamba

Sorumluluk... Zorunluluk...

Sorumluluksuz kalmak nasıl birşey hiç düşündünüz mü? Düşünseniz de sanırım başınıza gelmeden ne olacağını bilemezsiniz.

Farkında oluyoruz ya da olmuyoruz ama doğduğumuzdan itibaren sorumluluklarımız var. Bebekken öğrenme, çocukken şartlanma, okul-eğitim, iş hayatı, aile, çocuklar..... hepsine karşı sorumluluklarımız var. Arada zorunluluklar da tuzu biberi...
Yaş ilerledikçe bu sorumluluklar hayatımızdan bir bir çıkıyor.

Siz bunları düşünürken ben kendi sorumluluğuma geçeyim. Okullar bitti, emekli oldum, kaldık anamla başbaşa... Tek sorumluluğum kalmıştı, o da gitti...

Aslında insanın en baş sorumluluğu kendine olan sorumlululuk.
Başkalarına karşı olan sorumluluklarıma o kadar dalmışım ki kendime olan sorumluluğum hiç aklıma gelmemiş.

Kendime iyi bakmak zorundayım. İşte zorunlu sorumluluk. Madem  yaşamayı seviyorum, beni iyi kötü daha neler bekliyor merak ediyorum, kendime dikkat etmeliyim.

Annem gittikten sonra arkadaşlarımdan gelenler, kalanlar oldu. Artık sorumluluktan mı, zorunluluktan mı bilemem :))

17 ekim de Serpil geldi kaldı...
 20 Ekim de Oya geldi
12 Aralık ta Serpilcim gene geldi
30 aralıkta Nalan Nimetle birlikte geldi, onlardan habersiz sürpriz Buket geldi, Nalanlar kaldı.
16 ocakta Nalan kaatı kursu için tekrar geldi kalmaya
24 Ocakta Tasarım Garı elemanları bir eksiği ile bendeydi:)
25 şubatta Lise erkadaşım Ertuğrul ile eşi Belgin beni yemeğe götürdüler
Belgin can dost... Beyin meliyatımda kapılarda bekleyen, günlerce hastaneye, eve gidip gelen dost...
11 martta nihayet 45 yıllık arkadaşım Emine teşrif etti kalmaya, gerçi hastanede kalmıştı yanımda iki kere...

En son lise sınıfdan beri arkadaşım Vildan geldi, çok mutlu oldum:)


Bir de zorunlu sorumlu mu yoksa gerçekten sevdiklerinden mi hep yanımda olanlar var :)
Onları size yarın tanıtacağım, eminim sizler de seveceksiz :)

Bugünlük bunlar olsun...
Sevgiyle kalın, mutlu kalın.


3 Nisan 2018 Salı

Yaşamak İçin Amaç, Amaç İçin Yaşamak...

Hastalıklar, yaşlılık bunlar insanları yaşamdan koparabiliyor. Hatta gelecek kaygısı da öyle.
Bir amacı olmalı insanın, ona ulaşmaya çalışacağı bir amacı...

Mesela karşıdaki tek katlı evlerin olduğu sitede bir kadıncağız var. Elinde sopası üç büklüm çıkar hergün üç kere, belli ki epey yaşlı ve belki de hastalıkları var, çıkar yürür peşinde tavukları, ördekleri... Etraftan yumurta toplar,  onları doyurur, akşamları toparlar. Amacı bu işte, bu amaç onu canlı tutuyor, güç veriyor.

Mesela bir arkadaşımın annesi, 90 lı yaşlarda, rahatsızlıkları-hastalıkları var ve genelde köşesinde oturuyor. Ama söz konusu çiçekler olunca canlanıveriyor, çiçekçileri koştur koştur geziyor, evindeki çiçeklere ana şefkatiyle bakıyor, çiçeklerde ona gülümsüyor. İşte onun da amacı çiçekler...

Benim de amacım değil amaçlarım var. Birine ulaşırsam sıradakine geçiveriyorum. Kanser tedavilerim beni çok şeyden ayırdı, ama çok şükür hiçbirşey yapamayacak duruma düşmedim. Yapılabilecek birşeyler mutlaka bulunuyor, yeter ki vazgeçme, iste...
Neredeyse yataktan kalkamaz durumdayken bol bol kitap okudum, o arada internetten epeyce aldım kitap, sanki onlar bitince yaşam elimden kaçacakmış gibi.

 Sonra yoruldum, sıkıldım kitaplardan...

Örgü örmeyi denedim.

 Olmadı kollarım hemen isyan etti :(
Bu defa  geçen seferki uzuuun tedavimde yaptığım gibi minik panolar işlemeyi denedim.

Pencere önünde hep hayal ettiğim köşeyi hazırlattım, hatta biraz yükselttirdim, manzarayı göreyim diye, elim işte gözüm oynaşta başladım işlemeye :)

Sunbonnet Sue... Sevdiğim figürlerden biri. 6 lı bir takım işledim :)
Henüz istediğim çerçeveyi bulmadım.

Sonra 3 lü takımlar işlemeye başladım.

Çerçeveli Üçlülerden alttaki satıldı...
Alttaki düğer üçlülere çerçeve ayarlanacak.

Goblen kumaşından olan bu minik panoları işlerken kumaş sert olmasına rağmen elimde tutamadım, bir gergef gerekiyordu. Dağdaki evde olsaydım, atölyede imalatı çok kolaydı.
Ama aklımı seveyim, iyiki boğaz çubuklarını (abeslang) bırakmamışım, onlar ve kağıt kıskaçları oldu bana gergef :)
Şu anda yeni bir üçlüye daha başladım, bittikçe paylaşırım. Büyük ihtimal bunları satacağım. Artık o ince şile bezi hesap işleri işlemem mümkün değil. Ama bunları da işlemeyi çok seviyorum ve kırkyama yapabilecek duruma gelmeyi dört gözle bekliyorum.

Diyeceğim şu ki...
Yaşamak için bir amaç lazım herkese... Benim ki üretmek...
Hepinize güzel amaçlar, yaşamınız güzelliklerle dolsun.




2 Nisan 2018 Pazartesi

Diren Banu...

Pes ettiğim çok zaman oldu.
"Yeter artık, çok yoruldum"diye hüngür hüngür ağladığım zamanlar...
    Öyle zamanlarda annem en büyük desteğim,
 Bıdık en yakın teselli edicim di. Hala böyle zamanlarım oluyor ama ikisi de artık yok :(


Şimdilerde böyle hissettiğimde hemen yeni bir şeye başlıyorum, seçim keyfime ait. Ya bir kitap, yeni bir dergi, ya da hobi odama girip yapabileceğim ufak tefek birşeyler bulmak gibi.

Çok kitap okudum. Birara yapabildiğim tek şeydi. Eskiden herbirini sizlerle paylaşırdım ama ipin ucu kaçtı😐
 Mesela bu eve taşınırken bir fileye doldurup yıkadığım kumaş süsler var tekrar tanzim edilecek,
 malzeme kutularım var etiketleri yenilenecek...
 
 
Bu arada  bir de kendime telkin yöntemim var. Buna çok küçük yaşlarda başladım, 2.5 yaşında çocuk felcine yakalanıp hayatla mücadeleye başlayınca,
 kendi vücudumla konuşmaya başladım. Ailemin ve doktorumun büyük desteğiyle ağır bir çeşidine yakalanmama rağmen başedebildim, bu kadarına mucize gözüyle baktı tıp.Geride bıraktıklarıyla kanser olan kadar dostça geçindik ve birşeyden geri kalmadım hemen hemen.
Okul yıllarımda her türlü oyundan,
beden derslerinden geri kalmadım, iyi voleybol oynardım ve Galatasaray Yüzme Kulübünde ilk kız maratoncu olarak yetiştiriliyordum, (ozamanlar paralimpik yoktu, lisans vermediler maalesef )...

27 senelik başarılı bir iş hayatım oldu.
Geride kalan sadece sol bacağımı tutan bir cihaz oldu. İşte şimdiki ağrılarımın nedenlerinden biri de bu. 
Bu arada yaşadıklarım zaten bu blogda kayıtlı.
Hepsi geride kaldı, daha da gerilere gömeceğim onları Allahın izniyle.

Amaç oldukça umut hiç tükenmez...
Bence... 

Artık tehlikeli olacağı için arabamı sattım.
Onun yerine 3 tekerlekli elektrikli beyaz bir motosiklet alacağım ve 85 lik çılgın bir nine olacağım günü iple çekeceğim :))

Şimdi ne yapıyorum, neredeyim... 
Arkası yarın.... 😆
 




1 Nisan 2018 Pazar

Hayat Arkadaşım Kanser...

Aslında hiç bahsetmek istemediğim bir konu, ancak bazı izleyenlerim ısrarla yaşadıklarımı paylaşmamı istediler.
Yazacağım ama detaylara inmeyeceğim, özetle...

5 seneye yakın bir zaman önceydi, o zamanlar dağdaki evde yaşıyorduk ve kanserle tanıştım. sonra birlikte yaşamaya başladık.


İlk zamanlar iyi anlaşıyorduk, erken bir tanışmaydı, hatta birlikte Derince Eğitim Araştırmada bir tatil yaptık,ciğerimin bir köşesini ve o'nu orada bıraktım.



8-9 ay sonrasıydı. Bu arada eski yaşantıma dönmüş, bahçe-bostan işleri, atölye, elişleri devam ediyordu... ki....



Geri döndü, artık gelmez sandığım geri döndü.


İşte o gün bugündür onunla savaş halindeyiz. Ben kovuyorum, gitmek bilmiyor. Çok yordu beni çoook.

Hatta beynime bile girdi de Derince Eğitim Araştırmada gene bir tatil bile yaptık 





ve gene onu bıraktım döndüm... Ama bu arada komalık oldum, olmuşum diyeyim çünkü pek hatırlamıyorum.


Savaşı kim kazanacak...
Bence bu savaşın kazananı da kaybedeni de olmayacak, çünkü her iki taraf ta elinden geleni ardına koymuyor.
Bu zaman zarfında neler yaşadığımı tek tek anlatmak istemiyorum. Çok ama çok zor günlerim de oldu, güzel günlerim de oldu.

Hep doktorumun ilk görüşmemizde dediğini uyguladım, "Bu hastalık için senin yapabileceğin birşey yok, onu bize bırak; sen hayatını bildiğin gibi, istediğin ve yapabildiğin kadar iyi ve kaliteli yaşamaya bak"


Ben de öyle yaptım.yapabildiğimi yaptım, yapamadığımda yattım, uyudum, kalkabildiğimde kalktım, elişlerime dönmeye çalıştım, başardıklarım gerideki sayfalarda var. Dağdan şehre inmiştim ya, apartmana çıkış ve asansör merdivenleri çok olduğundan, bir müddet tekerlekli sandalye kullanmak zorunda kaldığımdan evi değiştirdim. O zamandan beri ancak yürüteçle yürüyebiliyorum. Artık gördüğüm kemoterapilerin, çoğunuzun bilmediği, çocukken geçirdiğim çocuk felci nedeniyle oluşan skolyozum ve yaşım nedeniyle eklem kemiklerimde deformasyonlar var ve vücut tolore edene kadar sabırla katlanacağım.
Neyseki pencere önünde eli işte gözü oynaşta yapmayı başardım,
tek yapabildiğim şimdilik kanaviçe minik panolar. Tabii ki biiir sürü projem var. Ama doktorlarımın dediği gibi...
SABIR... SABIR... SABIR...

Minik panolarımı çerçeveledikten sonra paylaşacağım, satmayı düşünüyorum da :))

Bugünlük bu kadar olsun olur mu, kollarım çok ğrımaya başladı.:(