Kitap tanıtımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitap tanıtımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2018 Pazartesi

Kitaplar Nerede ?

Kitap aşığı bir insan, kitap okumaktan bıkar mı?

Bıkıyormuş...
Ben bıktım... Çok ciddiyim... Bıktımmmm...

Kemoterapi günlerinde  OKU...
Işın sırasının gelmesini beklerken OKU...

Ağır tedavinin ardından yataktan çıkamıyorken OKU...
Yataktan çıkabilip salona gidip koltuğa devrildiğinde OKU...
 Biraz biraz elişi yapmaya başladığında kollar hemen ağrımaya başlayınca, dinlenmek için OKU...

Annen de yataktan kalkamaz hale gelip seni hep yanında istediğinde OKU...
OKU... OKU... OKU...
Bu kadar değil, hepsiyle hatıra fotoğrafı çektirememişim :)) Hangileriydi, onu da hatırlamıyorum :((
E bıktım işte...
Belki sıkılmam dedim, dergilere geçtim....
Olmadıııı... :(
Okunacak kitaplar yatak odamda başucumda ve dolapta duruyor... Duruyor...

Sabahtan akşam 5.5-6 ya kadar  pencere önünde iş köşemde

kanaviçe işliyorum,

sonra tv izleme köşeme geçiyorum.
Seyrettiğim iki kanal...
tv2 de Kelime Oyunu, sonrasında uykum gelene kadar TLC de ıvır zıvır :))
Dizi izlemiyorum, asosyal sayılmam değil mi :)))
Haber filan seyretmiyorum, stres yasak ya, ama habersiz kalıyorum sanmayın, o kadar da değil :)))

İşte böyleeee ....





28 Haziran 2016 Salı

Tatsızım... :(

Sıcaklardan mı nedir... Tatsızım :(
Hem yorgun hissediyorum kendimi, hem de midem iyice kötüleşti artık :(
Temmuz kontrolümü de hayırlısıyla sağlam atlatayım, şu midemi bir göstereyim diyorum artık...
Eh 60 yaş sürerken revizyon gerek arada bir :))
..........................................

Bir kitap daha bitti dün gece...
İlk defa okuduğum bir yazar...
Fena değildi..
 "Radyo piyeslerinden hayatı öğrenen genç bir kadın: Rezan.


Yurtdışından gelen misafirini en iyi şekilde ağırlamak isteyen genç bir adam: Faruk
İstanbul’un güzelliklerini anlatan bir kitap yazmaya çalışan ve İstanbul’a gelen Ruslara yardım eden: Sofiye
Sokağa çıktığında nefes alamayan ve kalabalıktan korkan: Tevfik

Bu dört insanı bir araya getiren “bilinmez”in peşinde”dünya” koşuyor.
"


Masamın üzerinde yarım kalmış bir projem, tam arkamdaki ütü masasında ütülemem gereken yazlık birkaç kıyafetim, mutfakta masa ve tezgah üzerinde yenmeye hazırlanmayı bekleyen sebze-meyva beni bekliyor. Bense şu anda hafif serin olan yatağımın ve yeni başlayacağım kitabımın beklentisine cevap vermeyi tercih edeceğe benziyorum :))))




24 Haziran 2016 Cuma

Aç Bitir....

Aç bitir salam...
Aç bitir sosis...
Aç bitir sucuk...
...............
Bu da aç bitir kitap... :)))

Akşam 8,5 ta açtım.... çok güzeldi, bırakamadım... 12,5 ta bitirdim, sabah anneme devrettim :)

Kristin Hannah... Her kitabı ayrı konu, ayrı heyecan...

Ve konusu...

"Bazen bağışlamak, umut etmek ve mucizelere inanmak gerekir…

Hayatının en büyük ihanetine uğrayan, terk edilen ve çok zor bir yıl geçiren Joy Candellaro, Noel yaklaşırken hep hayalini kurduğu maceraya atılmaya karar verir. Kimseye haber vermeden bir uçak bileti satın alır ve hiç tanımadığı bir şehre doğru yola çıkar. Fakat beklenmedik bir şey olur ve Joy kendini bir anda büyülü yağmur ormanlarının yakınlarında, muhteşem bir gölün kıyısında yer alan bir balıkçı kulübesinde bulur. Kulübede yaşayan küçük Bobby, yakın zamanda kaybettiği annesinin acısıyla başa çıkamamaktadır. Yalnızca hayalî arkadaşıyla konuşan küçük çocuğun babası Daniel da oğluna yardım edemediği için acı çekmektedir. Joy ikilinin hayatına tesadüfen girerek onlara yollarını bulmalarında yardımcı olur ve böylece aralarında güçlü bir bağ kurulur. Joy eski hayatını geride bırakıp bu yeni dünyanın bir parçası olmak istediğini fark eder. Fakat bu gerçek olamayacak kadar güzel atmosferde yanlış bir şeyler vardır. Joy hayallerle gerçeğin arasında bocalarken umudun peşinden gitmeyi seçer ve bir mucizeye tanıklık eder
."

Sıradakiiii.... :))))



23 Haziran 2016 Perşembe

Bir Kitabın Daha Sonuna Geldik...

Okumada emeği geçen vefakar-fedakar gözlerime/gözlüklerime, saatlerce yorulmadan kitap tutan bileklerime-parmaklarıma, hiç ses çıkarmadan kafamı taşıyan yastıklarıma, hafif hafif ışık veren lambama sonsuz teşekkürler :))

"Teslimiyet"
İnatçı aşklar... aşıklar...
Güzel olmasına güzel de...
Biraz mutaasıp mı kaldım ne...
(yaştan dolayı mı acaba... )
Seksüel ilişkileri pornovari anlatıyor ya kitaplar ...
Konusu güzel olanları anneme devrediyorum, O da bundan şikayetçi :(

Neyse...
Gene de güzeldi...

"Jake, büyük bir şirketin patronudur.
Her zaman yoğun olan iş programı ve özel yaşamı,
onu bir tek şeyi düşünmekten alıkoyamamıştır:
Kalbinin en gizli köşesinde sakladığı Kim’i…

Kim, kocasından boşandıktan sonra yaşama gücünü tamamen kaybetmiş bir halde neredeyse çökmüşken, Jake onu bulur. Kim’in yeniden ayağa kalkması için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıdır.
Kendi şirketinde çalışmaya başlaması için ona bir iş ayarlamayı teklif eder ancak Kim, torpilli bir pozisyondan işe girmeyi kabul etmez. Bunun üzerine Jake onu en azından resepsiyonist olarak çalışması için ikna eder. O an Jake için en önemli olan şey, bir şekilde Kim’in yakınlarında olmaktır. Artık onu koruyup kollayabilecek ve yaşamından haberdar olacaktır.

Kim için yaşadığı onca şeyden sonra kalbini bir kez daha birine teslim etmek imkânsızdır.

Jake ise Kim’i kendine saklamanın bir yolunu bulmaya kararlıdır. Bu defa, onun başkasına gitmesine izin vermeyecektir
."

İşte böyle birşeydi...

















Eveeet....
Sıradaki lütfen.... :))))







20 Haziran 2016 Pazartesi

E Bu Kitap da Bittiiii :))

Sere Prince Halverson'dan "Mutluluğun Öteki Yüzü"....
İnsan hayatı bir saniye içinde değişiveriyor...
Bunu hiç unutmamalı...
İşte bu roman bunu anlatıyor...
Değişik... Sevdim...

"Gerçek mutluluk nedir, nerededir? Peki, onu bulmak için ne kadar ileri gidebilirsiniz?

Ella Beene için mutluluk eşi Joe ve Joe’nun önceki evliliğinden olan iki küçük çocuğuyla kurduğu mutlu yuva demektir. Ancak bir yaz sabahı Joe’yu onlardan sonsuza dek koparan acımasız dalga, sadece onu değil sırlarını da beraberinde götürür. Üç yıl boyunca çocuklara kendi öz evlatlarıymışçasına bağlanan Ella’nın hayatı, cenaze töreninde çocukların biyolojik anneleri Paige’in ortaya çıkmasıyla da tamamen altüst olur.
Joe’yla evlilikleri boyunca Paige’in Joe’yu ve çocukları terk edip gittiğini ve ortadan kaybolduğunu sanan Ella’nın kalbinde tarifsiz bir acı, elindeyse çözülmesi gereken yepyeni bir bulmaca vardır artık. Bir yandan canından çok sevdiği çocukları için Paige ile velayet savaşı verirken, diğer yandan Joe’nun ona miras bıraktığı diğer şeyin, yani hiç açılmamış mektupların içinde pusuda bekleyen sırların ardındaki gerçeği öğrenmek zorundadır. Ella, kalp ağrıları ve gözyaşlarıyla dolu bu yolculukta her şeye rağmen umut etmeyi bir kez daha hatırlayacaktır
."





16 Haziran 2016 Perşembe

18 Saat....

Ertürk Akşun'un "18 Saati"nden bahsediyorum :))
"Bu kitap 18 saat sürecek" yazıyor kitap kapağında... Ben 9 saatte bitirdim 4 günde :))
Dalga geçiyorum tabii, öyle diyor ya, ben de yazdım hergün kaçta başlayıp kaçta bıraktığımı ilk sayfaya :))
Konu 18 saatlik...
Ertürk Akşun'dan tarihi okumak, öğrenmek hoşuma gidiyor, olaylarla birlikte öyle güzel anlatıyor, öyle akılda kalıcı yazıyor ki...
Daha önce okuduğum kitabı "Agafya"'da öyleydi...

Bir kitabı bitirmek mutluluk, yeni bir kitaba başlayacak olmak heyecan verici benim için :)

Şimdi hobi odamın masasında yeni projemle uğraşma zamanıdır :)




13 Haziran 2016 Pazartesi

Bu da Bittiiii :))

Bitsin... Bitsin ki yenilerini alayım :))

Mary Ellen Taylor'dan "Küçük Mutluluklar Pastanesi"
Fena değildi, ortalarından sonra bayağı meraklandım ve hızlandım :)
Tercüme konusunda biraz şikayetçiyim :(
Bittiğinde birşeyler eksik kalmış gibi geldi bana, sonlandırılmayan birkaç ayrıntı...
Okuyan varsa böyle hisseden oldu mu ?



"Hayat her an, ufacık bir hamleyle yönünüzü değiştirebilir. Bu çok bilinen bir sözdür ancak daima doğrudur. İnsanlar hayatınıza girer, çıkar... Daima bir şeyler olur...

Daisy’nin hayatı bir telaş içerisinde ilerliyordu. İşinden ayrılmasıyla birlikte ailesinin yanına, büyük bir karmaşanın içine dönmesi gerekti. Evlat edinilmiş bir çocuk olan Daisy için ailesinin pastane işlerini yürütmek o kadar da kolay olmayacaktı.

Geçmişiyle her an, her dakika yüzleşmek zorunda kalan Daisy kendini çözülmesi gereken bir sırrın içinde buldu. Gerçek ailesi kimdi, neredeydi?
"



 .......................................

Sıradaki gelsiiiin :))





7 Haziran 2016 Salı

Görüşmeyeli Okuduklarım...

Jeniffer McMahon'dan "Kayıp Kızlar Adası"
Acaip sürükleyici, iki gecede bitirdim... Elimde bir kitabı daha varmış "Söylemeyeceğine Söz Ver", sıraya aldım hemen :)

İşte tanıtım yazısı...

"Tavşanın uzattığı patiyi küçük eliyle tutan Ernie, annesinin arabasından inip altın rengi Volkswagen’e
gitti ve hiç karşı koymadan, tereddüt etmeden yolcu koltuğuna oturdu. Yüzündeki gülümseme bir an bile
kaybolmamıştı.
O gün Rhonda Farr, Pike’s Crossing kasabasında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlamıştı. Benzin
istasyonunda öyle garip bir şey görmüştü ki, bir suçun işlenmesine tanıklık ettiğini ilk anda fark edememişti.
Tavşan kostümü giymiş birinin küçük bir kızı kaçırmasını izlemişti.
Olaya müdahale etmediği için perişan olan Rhonda, soruşturmaya yardımcı olmaya karar verdi. Fakat
kızı kaçıran kişiyi bulmaya yaklaştıkça, başka bir kayıp çocukla, yıllar önce ortadan kaybolan en yakın
arkadaşı Lizzy ile ilgili gerçeklere de adım adım yaklaştığının farkında değildi.
***
Yürek parçalayan, unutulmayacak ve ürpertici bir başyapıt."


...............................................................................


Tuna Kiremitçi'den "Gönül Meselesi"...
Değişik ama güzeldi...

"“Hayat işte bunlardan ibaretti. Küçük bir kızın hasreti, bir kadının uyanışı, onun annesini gömdüğü¨ gece ölümün gözlerine bakıp orada hayatı görmesi. Bunlar dışında hiçbir sır, hiçbir kehanet yoktu. İnsanın kendini bir nehrin akışına cesaretle teslim etmesi vardı.
Genç kızlığının odasındaki karyolaya uzandı. O kadar bilinçliydi ki, usulca yaklaşan uykunun ayak seslerini bile duyabiliyordu. Ama uykuya izin vermeden telefonu aldı eline, Ertuğrul’a yollanacak mesajı yazdı: “Şehirden ayrılma, konuşmamız gerekiyor.”

Bir yıkımın, bir kaybın ardından Eskişehir’deki baba evine sığınmıştır Arda. Eşi Ali’yi İstanbul’da bırakmış, onunla, hatta hayatla bağını koparmıştır. Bir yıl sonra İstanbul’a, yanında kendisine emanet edilen bir çocukla dönmeye karar verdiğinde nelerle karşılaşacağından habersizdir. Ali farklı bir boyuta geçmiş, hayatında yeni bir sayfa açmıştır. Arda’yı şaşırtan, bu değişimden çok, Ali’nin hayatına giren ‘öteki’nin kimliği olur. Arda mu¨cadele mi edecek yoksa kendi yalnızlığını geçmişten çıkıp gelen bir başka erkekte dindirmeyi mi seçecektir?"


..............................................................................

Kemal Bilbaşar'dan "Cemo"
"Cumhuriyet''in ilk yılları... Doğu Anadolu''nun yaman coğrafyasında, aman vermez havasında, binbir oyunuyla insanı coşturan, yoran doğasında yaşayan bir söylence Cemo. Kömür gözleri ocak alevi gibi yanan, kara saçları gök ışıltıları taşıyan çatıldığında hançere dönüşen kaşlarıyla yürek yakan Cemo. Başı eğdirilemeyen, Nuh dedi mi Peygamber demeyen Cemo, insanlarına da, hayatına da dişiyle tırnağıyla sahip çıkan yiğit bir kadın. Doğu Anadolu''da bir masal gibi geçen hayatıyla edebiyatımızın simge isimlerinden biri. Kemal Bilbaşar''ın ağalık düzenindeki insanları, aşiret törelerini, inançlarını, yaşama biçimlerini olanca gerçekliğiyle yansıtan bir dille yazdığı Cemo, unutulmaz roman kahramanları arasında yer almış biri. Bir direnişin romanı."

...................................................

Buket Uzuner'den "Ayın En Çıplak Günü"
 Kadınların sosyal hayatından alınma öyküler.... Fena değildi :)

..........................................................................

Sarah Jio'dan "Gündüz Sefası"

Her kitabını sevdiğim gibi bunu da çok sevdim, meraktan bırakamadım, iki gecede bittiii :)


"Acı ne kadar derinde olsa da zamanla tüm çiçekler güneşe döner yüzünü…

Kalbin anahtarıdır gündüzsefası. Ruhlarında en derin izleri taşıyanları bile çiçekleriyle sarmalar, filizleriyle umut taşır. İşte böyle gündüzsefasının süslediği bir yüzen evde yaşayan Penny Wentworth, 1950’li yıllarda ünlü bir ressamla evlidir. Her şeye sahip olan Penny’nin tek eksiği ise küçük evlerini taçlandıracak bir bebektir. Ancak gün geçtikçe tek eksiğinin bu olmadığını anlayacaktır çünkü sevgiyi yürekten hissetmek gerekiyordur. Onun hissettiği tek şey ise içini kemiren acıdır…

Ada Santorini New York’ta yaşadığı trajediden sonra ağır depresyondadır. Kendini toparlamak için Seattle’a Tekneler Caddesi’ne gelir. Burada kiraladığı bir yüzen evde eski bir sandık bulur. Sandıkta Penny Wentworth adında bir kadına ait eski eşyalar vardır. Gariptir ki Tekneler Caddesi’ndeki hiç kimse bu kadınla ilgili konuşmak istememektedir. Merakına yenik düşen Ada, Penny’nin gizemli geçmişine adım atarken kendi geleceğini de örmeye başlayacaktır
."

Mehmet Gökdeniz'den "Aşk Uykusu"
Daha önce de bir kitabını okumuştum. Kişisel analizleri, olayları yorumlaması hoşuma gidiyor. Bir de konu tamamen gerçek. Sadece isimleri, yerleri değiştiriyor...

"Aşk dediğin yalansız olmalıydı… Gün gibi açık, dürüst ve onurlu yaşanmalıydı. Bunu bana sen öğretmiştin. ‘Kalbinde benim kadar sevdiğin biri olursa, o kalp artık bana ait değildir’ demiştin…
Ben senden fazla hiç kimseyi sevmedim. Bütün kâinat şahidim olsun ki, sensiz doğacak bir güneşi bile kabullenmedim. Seni sevip sana âşık olmayacaksam eğer, dünyaya yeniden gelmeyi de istemem…
Peki ya senin kalbin hâlâ bana ait mi sevgilim? Benim kadar sevdiğin başka biri var mı aramızda?”
Şüphe bir kez içine girdi mi insanın, temizlenene kadar korkunç bir mücadele başlar. Hele şüphelenen bir kadınsa bu mücadele bir süre sonra savaşa dönüşür. Ve kadınların kendi içinde verdikleri çetin duygu savaşında her zaman ‘karanlık taraf’ kazanır
."

.............................................................

Sanırım bu kadar :))



26 Mayıs 2016 Perşembe

Söz Konusu Örgü Olunca...

Hemen alınan bir kitap işte :))
"Aşk İle Örülü Hikayeler"
Kapağında da güzelim yünler...
Al beni... al beni.... demiyor mu :))

Aslında bu kitabın okunma sırası daha gelmemişti ama baktım motif etkinliği yapanlar aynı zamanda okuma etkinliği de yapıyorlar, sıradaki kitap ta bu, e bende de var dedim, başladım ... ve bitirdim :))

Güzeldi... Romantikti... Pek sevdiiim :))

İşte 5 hikayenin tanıtımının olduğu arka kapak ...







23 Mayıs 2016 Pazartesi

Gene Ara Verdim Değil mi :(

Ama naapim, elimde değil... :(
Eskisi gibi yetişemiyorum :(
Eskiden gece saat 2 lere 3 lere kadar oturuyordum, şimdilerde saat 7-7,5 ta şarjım bitiyor, uzanmak zorunda kalıyorum :(

Halbuki  önceleri düzenli yayın yapar, yorumlara cevap verir, blogları dolaşır, yorumlar yapardım :(
Neyse...
Biliyorum idare ediyorsunuz beni, yorumlarınıza cevap yazamazsam da, bloglarınızı ziyaret edemesem de beni terketmiyorsunuz :)
Seviyorum sizleri :))

Neler yaptım bu arada....
17 sinde PET/BT çekimim vardı Acıbadem Kocaeli'de...
18 inde onkologum ile görüşme...
Malum, çekimden bir hafta öncesinden başlıyor stresim, görüşme sabahı son haddinde oluyor...
Haberler iyi... tümör görünmüyor artık... umarım tamamen terketmiştir beni... ilaç vermeye son verdi doktorum, 2 aylık tomografi kontrollerine geçtik... hayırlısı diyelim :)

Alice Taylor'un "Nehrin Karşı Kıyısı"nı bitirdim...
Okuduğum ilk kitabı "Evin Hanımı"nın devamıymış meğer :)

Önce "Evin Hanımı"nın tanıtım yazısı...

"Ansızın gerçekleşen bir kaza ve ölen bir baba…
Koca çiftlikle nasıl baş edeceklerini bilemeyen çocuklar…
Satılık bir çiftlik…
Küçük bir kasabada birbirine düşman iki ailenin nesiller süren mücadelesi…
Kilise pederine rağmen yapılabilen bir okul
… "


Ve... "Nehrin Karşı Kıyısı"

"Zafer intikamın dikenli yolundan geçer Mossgrove çiftliğinde sular durulmuyor. Zorluklarla mücadele etmek için güçlü olmak gerektiğini öğrenen Martha Phelan’ın en son istediği şey, oğlu Peter’la karşı karşıya gelmektir. Öte yandan planlarını gerçekleştirmek için de riske girmek zorundadır. Ancak bu sorunlarla uğraşırken, kendisinin ve ailesinin canını yakacak büyük tehlikeden habersizdir Nehrin karşısında onu bekleyen bir fırtına vardır. Ya bu fırtınada kaybolacak ya da ondan kurtulmanın bir yolunu bulacaktır."

Ve sonraki kitabım...
Rachel Gibson "Her Güne Bir Öpücük"
Meğer bu kitap ta daha geçenlerde okuduğum "Yoksa Hala Bekar mısın"ın devamıymış :))
Neyse ki sıradan okumuşum :))
 Önceden de dediğim gibi Rachel Gibson kitaplarını seviyorum, eğlenceli ve sürükleyici oluyor :)

Ve işte tanıtım yazısı...
"Miami’de barmaid olarak çalışan Stella Leon’un hayatı, Beau Junger ile karşılaşınca altüst olur. İşini ve evini terk etmek zorunda kalması sorunun sadece küçük bir parçasıdır. Hayatı bir mafya üyesi tarafından tehdit edilmektedir ve onu koruyacak tek kişi Beau’dur.

Beau Junger sadece işini yapıyor ve Stella ile kısa bir görüşme planlıyordur ancak verdiği yanlış karar ona pahalıya patlayacaktır. Yalnızlığı seven, özellikle kadınlardan uzak duran Beau, artık Stella’yı canı pahasına korumalıdır. Hem de her gün… İçinde bulundukları tehlikeli durum bile aralarında oluşan çekime engel olamaz. Bir süre sonra Beau’nun Stella’yı korumak zorunda kaldığı tek kişi peşindeki mafya üyesi olmaz. Artık onu kendisinden de korumak zorundadır. Hem de her gün…
"

Elişi üretiminde ilerleyen birşey yok maalesef :(
Kırkyama örtümün elde yorganlamasını yapmaktayım ama geçtiğimiz hafta hiç elime alamadım :(
Belki bugün biraz dürtüklerim :)

Hafta sonu gene buluttan nem kapmıştım herhalde, cuma günü sahile inip keyif yaptım ya...
Cumartesi sabah başlayan mide-barsak problemi pazar sabahına kadar süründürdü beni :(
Ancak bugün kalkabildim ve anamın özlediği sabah kahvesi keyfini yapabildik :))
Gene kızdırdım O'nu, benim surata bakın bir de Onunki'ne :))

Ve... Havanın kasvetine inat, neşe içindeki bir demet çiçeğimiz :)
Bir cins begonyaymış bunlar, yumru köklü... Seneye ayırsam mı acaba ikişer ikişer...

İşte böyleeeee... şimdi... yemek zamanı :)




14 Mayıs 2016 Cumartesi

2 Kitap....

Ann Leary'nin "Yalnız Bir Evin Kahkahası" nı okudum, daha doğrusu okumaya çalıştım...
Sıkıcı geldi bana, olay yok, merak edebileceğim birşey yok, sadece anlatım var...Ara ara atladım bile :(

Tanıtım yazısı güzel gelmişti oysa :(

"Çocukluğundan beri küçük bir kasabada yaşayan Hildy Good, kasaba sakinleriyle ilgili her şeyi bilmesiyle ünlüdür, ayrıca yetenekleri sadece bununla da sınırlı değildir: O başarılı bir emlakçı, bir anne ve büyükannedir! Üstelik her günü ayrı bir heyecan fırtınasıyla geçer. Ancak, kızları çok içtiğini söyleyerek onu rehabilitasyona yolladığından beri geceleri kendini biraz yalnız hisseder. Neyse ki artık içkiyi bırakmıştır… Yani neredeyse.

Kendisini yalnız ve boş yere cezalandırılmış gibi hisseden Hildy, kasabaya yeni taşınan zengin Rebecca McAllister’la arkadaş olur ve onun sayesinde yeniden hayatın bir parçası olduğunu hissetmeye başlar. Bu ikili, biraz dedikodu yaparak, biraz da içerek kaygılarını unutmaya çalışır. Tabii bu, aralarındaki sırlardan sadece bir tanesidir, diğeri ise tüm kasabayı ve bazı insanların hayatlarını altüst edecek kadar büyüktür."





































































































Ama kitabın başındaki söz çok hoşuma gitti...
“ Her ev, sahibinin hikayesini anlatır.”
Bence çok doğru, ya sizce ?

Ve... Dün akşam 8,5 ta başlayıp 4 saatte bitirdiğim kitap...
Juliette Sobanet'ten "Siyah Kar"...
Bırakamadım elimden, kime ne olduğunu, kimin kim olduğunu o kadar merak ettim ki :)
Hatta isimleri karıştırıp arada bir başlara bile döndüm :)) Bir de böyle bir sorunum var, isimleri unutuyorum, kitaplarda da, gerçek hayatta da  :))

Tanıtım yazısı aslında o kadar da çekici gelmemişti...

"“Son bir kez daha gördüm karlar arasındaki yüzünü. Bu kez konuşmadı. Menekşe gözleri her şeyi açıklıyordu. Çok geç kaldın diyordu sanki. Çok geç kaldın.” İkizlerin birbirini hissettikleri söylenir. Tıpkı gazeteci Jillian Chambord’un, korkunç bir rüyadan karlı sabaha uyandığında ikizi Isla’nın başının dertte olduğunu hissettiği gibi. Yollarını ayırdıktan altı sene sonra Samuel Kelly’nin dedektif olarak Jillian’ın karşısına çıkması iyiye işaret değildir. İkizi Isla, iki genç kızla birlikte İsviçre’den Paris’e giden gece yarısı ekspresinden kaçırılmıştır.

Jillian, acı bir geçmişi paylaştığı ikizini bulmaya çalışırken, Yılbaşı Arifesi’nde tarihin yeniden yaşandığını keşfeder. Çünkü 1937 yılında Isla gibi başka bir genç kız iki kişiyle birlikte aynı trenden kaçırılmıştır. Jillian ve Samuel, olayı çözmek için gece yarısında Doğu Ekspresi treninde yolculuk ettiklerinde kendilerini çok farklı bir durumda bulurlar. Onlar artık 1937 yılındadır… Jillian bu zorlu yolculukta ikizini kurtarmaya çalışırken, Samuel’e olan hislerini dizginleyebilecek midir? Dahası artık onlar için bir gelecek var mıdır?"

 





9 Mayıs 2016 Pazartesi

Okunmuş Kitaplar :)

Can sıkıntısı, Ülke sıkıntısı, soğuk algınlığı, kemo yan etkileri, tembellik.... derken bir sürü ara vermişim gene :(

Bu arada boş durmadım tabii...
Kitap okumaya devam...
Kırkyama örtüme devam...
Battaniyemi örmeye devam...
Ve yemek işleri...
Ve çamaşır işleri...
vesaire vesaire ... :))))

Bugünlük okuduğum kitapları paylaşayım...

Rachel Gibson "Yoksa Hala Bekar mısın"

Rachel Gibson'un kitapları da eğlenceli oluyor, seviyorum :)

"Sadece 10.000 kişinin yaşadığı Lovett kasabasında, düğün büyük bir olaydır. Büyük şehirlerden düğüne gelen uzaktaki akrabalar ise dedikodu malzemesi olmaktan kaçamazlar.
Sadie Hallowell, kendisinden küçük kuzeninin düğünü için yıllar sonra doğduğu kasabayı ziyaret eder. Kasabadakiler için klasik bir fiskos malzemesi olacakken işler değişir; çünkü Sadie otuz üç yaşındadır ve hâlâ BEKÂRDIR. Bu, kasabalılar için dedikodu değil, çok fazla dedikodu demektir.

Ancak bilmedikleri bir şey vardır. Sadie, işleri Lovett sakinlerinin bile yetişemeyeceği bir hızda karıştırmaya yetecek potansiyele sahiptir."


Maria Force "Aşka Düşünce" ve "Aşka Son  Bir Şans "

Marie Force yeni okumaya başladığım bir yazar. Üçlü bir seri olarak almıştım kitaplarını. İlki "Bir Aşk Çarpıntısı" Mart ayında okumuşum...
Beyaz Dizi kitapları gibi, romantik...
Yazar ilk kitabında tanıttığı adadaki kişilerin yaşamlarını seri haline getirmiş. Eğlenceli sayılır.
Ama birşeyden rahatsızım... Şimdiki romanlarda kadın-erkek ilişkileri çok detaylı ve uzuuun uzun anlatılıyor, neredeyse pornografik... Sevmiyorum bu kadarını, o ilişkinin güzelliğini, romantizmini bozuyor sanki :(

Bu seri daha epeyce devam ediyormuş, hatta iki tanesi daha yayınlanmış bile, ama ben devam etmeyeceğim...

Tanıtım yazılarına gelince...

Aşka Düşünce - Marie Force

"Aşk kaybettiğinde değil,
ondan vazgeçtiğinde biter...

Joe kendini bildi bileli Janey’e âşıktır fakat genç kadın bundan
bihaberdir. Nişanlı olan ve ilişkisinin mükemmel bir seyirde 
yol aldığını zanneden Janey evlilik hazırlıkları devam ederken nişanlısının kendisini aldattığına şahit olur. Bu sarsıcı olayı 
atlatmak için birkaç günlüğüne ağabeyi olarak gördüğü Joe’nun yanında kalmanın iyi olacağını düşünür. Genç adamın önünde 
artık iki yol vardır. Bu fırsatı değerlendirerek, beraber olmalarının getireceği güzellikleri Janey’e kanıtlamayı mı yoksa ondan uzak durmayı mı tercih edecektir?
"




Aşka Son Bir Şans - Marie Force

"Sevginin ne olduğunu öğrendiğim günden beri seni seviyorum, benimle aşka var mısın?

Trajik bir trafik kazasında ailesini kaybeden Sydney, geleceğini yeniden şekillendirmek üzere çocukken yaz aylarını geçirdiği 
Gansett Adası’na dönüyor ve on yedi yıl önce hiçbir şey 
söylemeden terk ettiği ilk aşkı Luke’la karşılıyor. 
Tüm yaşadıklarının ardından şüphe, pişmanlık, suçluluk duygusu ve içinde canlanan yeni ama tanıdık hislerle boğuşan Sydney, 
aşka son bir şans verip mutluluğu bulabilecek mi, yoksa kendi yalnızlığını mı seçecek?"


Tess Gerritsen "Siliniş"

Tess Gerritsen deyince, tabii ki her kitabı gibi bir an önce sonuna gelsem diye son sürat okudum :)

"Kendini bir rehine krizinin yanlış tarafında bulunca, hamile olan cinayet masası detektifi Jane Rizzoli, hayatının en mutlu saatleri olabilecek süreçte kendini tam bir kâbusun ortasında bulur. İsimsiz, güzel bir kadın, morga ceset olarak getirilir. Fakat Boston’lu tıp uzmanı Maura Isles ceset torbasını açıp baktığında, unutamayacağı bir korku yaşar: Ceset gözlerini açar!
Hâlâ hayatta olan kadın hastaneye yetiştirilir, ama tuhaflıklar çok geçmeden ölümcüllüğe dönüşür. Kadın, son derece soğukkanlı bir şekilde güvenlik görevlisini öldürerek hastaları rehin alır… Aralarından biri hamile cinayet 
detektifi Jane Rizzoli’dir.

Bu şiddet eğilimli, çaresiz ruh kimdir ve istediği nedir? Gergin saatler ilerlerken Maura, Jane’in kocası FBI ajanı Gabriel Dean’le işbirliği yaparak gizemli katilin kimliğini araştırmaya başlar. Federal ajanlar aniden ortaya çıkınca, Maura ve Gabriel sıradan bir rehine krizinden çok daha 
derinlere uzanan bir olayla karşı karşıya olduklarını anlarlar. 
Bu gizemin anahtarını sadece silahlı çılgın kadınla kapana kısılmış olan Rizzoli elinde tutmaktadır… 
Tabii eğer hayatta kalırsa."


Kristin Hannah  "Ay Bahçesi"
Kristin Hannah... Okuduğum her kitabında bambaşka bir konu ve harika bir anlatım ile beni hep şaşırtır :)
Gene öyle oldu :)

"Aşk, masumiyet, fedakârlık ve inançla örülmüş bir peri masalı…

Kim olduğunu ve ıssız Maine sahillerine nereden geldiğini bilmeyen Selena kendini yabancı yüzlerin arasında kaybolmuş hisseder. Bu tanımadığı dünyada sadece tek bir kişi ona huzur verir; kendisi gibi yalnız olduğunu gözlerinden okuyabildiği Ian Carrick…
Eskiden son derece başarılı bir doktor olan Ian, insanları iyileştirme arzusundan vazgeçmesine neden olan telepati yeteneği yüzünden toplumdan uzak bir yaşam sürdürmeye karar vermiştir. Ancak Ian bu doğaüstü yeteneğini Selena’nın üzerinde kullanamaz. Genç kadın, masumiyeti ve güzelliğiyle Ian’ın aklını başından almakla kalmayıp karanlığı ışıkla, sessizliği kahkahalarla yok eder. Onun sayesinde Ian hayata ve kendine yeniden inanmaya başlar. Fakat geçmişten çıkagelen gizemli bir gölge, bu büyük aşkı ve Selena ile Ian’ın kurduğu hayalleri yıkmakla tehdit edecektir."


Stephanie Evanovich "Bir Kadın Nasıl Büyür"
Çok ciciydi :)

"Holly 32 yaşında dul kalmayı beklemiyordu. Bu kadar şişmanlamayı da!
Kocası Bruce’a kanser teşhisi konduğunda aşırı yemeye başlamıştı, onun ölümünden sonra da her zaman güvenebileceği tek şey, yemek oldu. Ama artık fazla kiloları başına bela…

Çünkü uçakta yanına bir “Adonis” düştü. Profesyonel sporcuların kişisel koçu Logan Montgomery.

Logan başta Holly’den pek hoşlanmasa da, özel durumunu anladı ve onu zayıflatmayı önerdi. Holly de bu küçük mucizeye tutundu.

İşte hikâye de böyle başladı…

Logan’ı bile şaşırtan bir fiziksel değişim geçirdi Holly: Artık o zayıf bir kadın. İkilinin asıl yoğun ve terli çalışmaları da artık spor salonlarında değil yatak odalarında…

Logan’ın kafasında da yabancısı olduğu bir soru: Dış görünüş her şey midir?

Ya sonra? Sonrası da sayfalar arasında…"


İşte bunlar okuduklarım...
Yatak odamdaki kitaplığımda ve başucumda daha 93 adet okunmayı bekleyen kitap var ve onlara baktıkça ağzım sulanıyor :))
Bir de favori listemdekiler var... ah... aaaaaah .... :))))




20 Nisan 2016 Çarşamba

Elli Ton'un Christian Grey'i ....

E.L.James'in Elli Ton üçlemesini okuyanların çoğu sanırım son kitabı GREY'i almışlar ve okumuşlardır...
Okuyanların fikirlerini bilmiyorum ama benim için tam bir hayal kırıklığı oldu :(
Bazı okuyanların pornografik bulduğu üçlemeyi ben beğenmiştim, psikolojik çözümler, çocuk gelişimi gibi konularda ders verici nitelikte bulmuştum doğrusu...
Grey kitabını aldığımda, tanıtımında bu kez Christian'ın kendisinden hikayeyi okuyacağız gibi bir fikir vardı ve ben de Christian'ın o taaa bebekliğindeki, biyolojik annesinin yanındayken olanları, bulunmasını, evlat edinilmesini, itaatkarlıkla tanışmasını ve hissettiklerini okuyacağımı sanırken sanki ilk iki kitabın özetini okudum :(
Evet....
Hayal kırıklığı... :(




12 Nisan 2016 Salı

Arada Okunanlar...

Malum soğuk algınlığı, araya giren koruyucu kemoterapi, üstüne de azan alerjik astım.... Gene nakavt oldum tabii :(
Ancak mutfak işlerine yetişebildim, mümkün olduğunca dinlenmeye çalıştım :)
Yani kitap okumaya devam :))

Elimdeki kitap "Savruluş" idi...
Kore savaşını detaylarıyla anlatan bir kitap... Bu savaşı merak ettiğim için yavaş yavaş okudum, zaten konuya dahil  olan aşk hikayesinin sonunu da çok merak ediyordum :)

Tanıtım yazısı şöyleydi...

"Savaş edebiyatının usta kalemi Cihangir Akşit’ten soluk soluğa okunacak bir macera ve aşk romanı…

1950 yılında hükümetin aldığı kararla, Ankara’da apar topar kurulan 5 bin kişilik bir Türk tugayı Kore’ye gönderildi. Her ne olduysa oldu, 1. Türk Tugayı kendisini ateşin tam ortasında buldu. Ve perişan halde geri çekilen müttefiklerine beklenmedik üç altın gün kazandırdı...    

Savruluş, Anadolu’dan İstanbul’a geldikten sonra hayatını Kurtuluş’ta üvey babasının yanında bakkal çırağı olarak geçiren; ancak hiç beklenmedik gelişmeler sonucunda kendini dünyanın öbür ucunda, Kore’de bulan Cemil Şadi’nin dramatik öyküsüdür. Askere gitmeden görücü usulü evlendirilmiş ve çok az tanıdığı bu kıza âşık olmuştur delikanlı. Rütbeli ya da rütbesiz, tertemiz Anadolu delikanlılarından sadece biridir o. Zaman ya da mekân değişse de aslında bu öykü yüzyıllardır hiç değişmemektedir. Aşkın ve hasretin, sevincin ve hüznün, yalnızlığın, fedakârlığın, özgüvenin, inancın, cesaretin, yaşama sevincinin, insan sevgisinin ve insanın acımasız, ders almayan doğasının öyküsüdür
. "


Sonrasında herzaman yaptığım gibi hafif bir kitap, Bridget Jones serisinin son kitabı "Deliriyorum Bu Çocuğa" okundu :)
Gene azdı bu hatun derken.... kitap bitiverdi :))
Herzaman ki Jones işte :)))

"Fazla kilolar almış başını gidiyor, çikolata hâlâ en zayıf nokta, evde her yer birbirine girmiş ve tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de aşk belası başında! Evet, Bridget artık iki çocuklu bekâr bir anne ve olgun bir kadın. Kırışıklıklarını fazla dert etmemeye çalışarak yazarlık kariyerine ve çekirdek ailesine odaklanmaya çalışsa da işler her zaman planladığı gibi gitmiyor. Modern kadının günlük hayatta yaşadığı güçlükler onu da zorluyor. Şu sıfır beden pantolonlara girmek için ne yapmalı? Botoksu denemeli mi? Yeni tanıştığı yakışıklı ve gizemli çocukla kaçıncı buluşmadan sonra sevişmeli??Evlilik fikrine bir şans daha vermeli mi yoksa bu maceracı ruhu, yaşlanmaya karşı bir panzehir olarak mı kullanmalı? İşte yeni sorular, yeni maceralar… Fakat bu kez Bridget’in elinde bilgece bir silah var: deneyim. “Bu kadını kim sevmez ki!"