9 Haziran 2018 Cumartesi

Yardım... Doğru mu Yanlış mı !

Eğer herhangi bir durumdan dolayı zorlanıyorsanız, etrafınızdaki bir çok insan size yardımcı olmak için çabalar, genelde uzaktan :))

Annem vefat etmeden önce hergün gelen yardımcımızı, annemden sonra bırakmadım, her cumartesi sabahtan öğlene kadar geliyor.

Çok kişi neden devamlı yardımcı almadığımı soruyor; almıyorum, çünkü yanımda sürekli bir yardımcı olduğu zaman benim herhangi birşey yapmama gerek kalmayacak. Bu durumda oturduğum yerde daha kötü olacağım, hareketsiz, sorumsuz..







Halbuki haftada bir olunca ben de kendimi zorlayarak normal bir yaşantı sürmeye çalışıyorum, ancak, zorlasam da yapamadıklarımı hafta sonuna bırakıyorum.









Mesela yürütecim olmadan yürüyemiyor ve ayakta dengede duramıyorum, kollarım ağrılı ve hareket kısıntılı olduğundan kendim yıkanamıyorum, yemek yapamıyorum, eğilip birşey alamıyorum gibi gibi :(











Biliyorsunuz ben hiç "hastayım" demem, savaştayım derim :))

Bu savaş pek yaman, malul gazi olarak hemen hemen çıktım bu savaştan, inşallah kazandım :))

Saçlarım beyin metaztası olduğumda ameliyat sonrası verilen ışın ve  ağır kemoterpide döküldü, nihayet kel imajım oldu :)) Çok seyreldi, ben de gürleşene kadar kestirmeye devam edip kelliğin tadını çıkaracağım :))




Ben terapime devam edeyim gene de...
Üçlü-ikili-tekli.... Banuca seriler devam etsin mi?  :)

Son ikilim...

Henüz tasarım aşamasına geçmedim :)


8 Haziran 2018 Cuma

Hep Umutluydum...Hep Mutluydum...

Ve yaşadığım sürece bu böyle olacak...

Akciğer Kanserinde 5. yılım. Erken teşhiste 5 yıllık sağ kalım veriyor istatistikler, hatta devlet bile tedavi ödemesi için 5 yıl sınır koydu da, kaldırdı mı bilmem. Ama ben bu kuralı çoktaan kaldırdım, doktorumda zırva onlar dedi zaten, bu arada kanser nüksetti,beynime ve diğer akciğerime metaztas yaptı, o yaptı ben direndim... :))

İyiyim, daha da iyi olacağım, umutluyum, zaten hep mutluyum :)

Her yazımda bunlardan bahsetmek istemiyorum aslında ama, belki birilerine destek olur diyorum, yani, sakın pes etmeyin, direnin diyorum. En iyi ilacı kendiniz bulacaksınız, benim hobilerim var, en iyi terapim. Artık ancak etamine işleyebiliyorum, ama işliyorum :) Kollarım ağrıyor, bileklerim isyan ediyor, ben işliyorum, napim inatçı bir hatunum. Kim mi kazanıyor, işte...






Banuca üçlemeler...
Hem manevi hem maddi terapi :))

Devamı gelecek inşallah :)

Bugünlük bu kadar olsun mu ....
Hoşçakalın, mutlu kalın...




7 Haziran 2018 Perşembe

Gerçek Hayat Hikayesi...

.........................
Dedesi,
Bağdat kadısı,
babası,
padişah tarafından atanan Heyet-i Ayan azası’ydı.
Çamlıca’da, uşaklı bahçıvanlı,
muhteşem bi köşkte yaşayan,
oturmasını kalkmasını,
ecnebi lisanları bilen,
yakışıklı bi delikanlıydı.
Yüksek tahsil için İskoçya’ya gönderildi.
Ve, Londra’da bi partide gördü onu...
Güzeller güzeli İngiliz genç kadın,
şahane gülümsüyor,
etrafına ışık saçıyordu.
Vuruldu, âşık oldu.
Gözler her şeyi anlatır derler ya,
belli ki, hisleri karşılıksız değildi.
Zaten, zarif bi kaç kısa cümleden oluşan sohbet sırasında işareti almış,
genç kadının her gün Hyde Park’ta at gezintisi yaptığını öğrenmişti.
Sabahın köründe, soluğu Hyde Park’ta aldı.
Aaa ne tesadüf filan...
Birlikte at bindiler, yemek yediler,
muhabbeti ilerlettiler.
Rüya gibiydi.
Rüya gibiydi ama,
uyanması da vardı...
Tahsilini tamamlamıştı, yurda dönmesi gerekiyordu.
Kalsa, olmaz, bıraksa, hiç olmaz.
Pat diye, benimle evlenip
Türkiye’ye gelir misin dedi.
Genç kadın sevinç çığlığı attı,
coşkuyla boynuna atlayıverdi.
Sonra...
Az geri çekildi, oturdu, boynu büküldü,
hayatta en çok istediğim şey bu ama, maalesef imkânsız, Jack var dedi.
Jack de kim yahu?
Genç kadının ailesi tiyatrocuydu,
ordan oraya turneyle dolaşan
kumpanyaları vardı.
Babası ölünce, annesi
bi adamla Avustralya’ya kaçmış,
kızını anneannesine bırakmıştı.
Anneanne, n’aapsın, torununu acilen
başgöz etmiş, talihsizlik işte,
savaşa giden damat,
kimbilir nerde mıhlanmış,
geri dönmemiş, ardında,
henüz 16 yaşında hamile bi
dul bırakmıştı.
Jack, oğluydu.
Delikanlı dinledi, dinledi,
önce sıkı sıkı sarıldı, sonra,
hiç sorun değil, oğlumuzla gideriz dedi.
Orient Express...
Ver elini İstanbul.
Delikanlı hiç sorun değil demişti ama,
sorun büyüktü.
Esir şehrin insanlarıydı İstanbul...
Mustafa Kemal Bandırma’ya binerken, İngiliz gelinin, İngiliz işgalindeki kâbusu başlıyordu.
Dedim ya, işgal yıllarıydı,
herkes herkese şüpheyle bakıp,
memleketi satanları mimlerken...
Faytona binip, köşke geldiler.
Aman da efendim hoş gelmişiniz
sefalar getirmişiniz diye kucaklaşma beklenirken, bismillah,
nerden bulup getirdin bu gâvuru dedi, delikanlının ailesi!
Memleket İngiliz süngüsü altında
inim inim inlerken, İngiliz gelin olacak iş değildi yani.
Aşklarına sığınıp, göğüs gerdiler.
Sevdiği adam uğruna, kara çarşafa bile girdi İngiliz gelin, Müslüman oldu, Nadide adını aldı.
Kaderin cilvesi mi desek, ne desek...
Mustafa Kemal Bandırma’ya binerken İstanbul’a inen bu genç kadının
nüfus kâğıdına, doğum yeri olarak
Bandırma yazıldı...
Çünkü, nüfus memuru doğum yerinin
Londra olduğunu gördü,
Londra Mondra olmaz,
olsa olsa Bandırma’dır diye kaydetti!
Memleket kurtuldu, cumhuriyet kuruldu.
Hariciye’ye giren delikanlı, Lozan’da
İsmet İnönü’nün özel kalem müdürü oldu.
Şak, kanun çıktı, hariciyecilerin
eşi ecnebi olamaz...
İnönü, pek beğendiği delikanlıya kıyamadı, boşan, birlikte yaşa, mesleğine devam et dedi.
Delikanlı, bu teklifi hakaret olarak kabul etti.
Benim için ailesini, memleketini, dinini terk eden eşime bunu yapamam, mesleğimden vazgeçerim,
aşkımdan asla dedi.
Bastı istifayı, ıvır zıvır işler yaparak,
evini geçindirmeye çalıştı.
O zamanlar memur değilsen,
ayvayı yiyordun.
Ayvayı yedi.
Hayatları kaydı.
Önce eldeki avuçtaki bitti,
sonra gümüşler satıldı, ardından köşk gitti...
Dımdızlak kaldılar.
Kiraya çıktılar.
Tükene tükene, gecekonduya kadar düştüler.
Çocukları olmuştu.
Saracak bez yoktu.
Çarşafları yırttılar.
Bi eli yağda bi eli balda doğup büyüyen delikanlı, eşinin hiç sızlanmadan dimdik duruşunu gördükçe, yeniden yeniden âşık oluyordu ama, kahrından alkole dadanmıştı.
Çalışamaz hale geliyor, daha çok sefalete sürükleniyorlardı. Hayatlarında eksilmeyen tek kavram, mutluluktu.
Mutluydular.
İngiliz anne, adı gibi, hakikaten nadide’ydi...
O kör kuruşa muhtaç hallerinde bile, hastaneden atılmış iki çocuklu bi kadına evini açtı, sokakta dilenen bi nineye kendi yatağını verdi, aylarca baktı, yıkadı, pakladı, komşuların fısır fısır dedikodusuna aldırmadan,
kaçak olarak yaşayan, dara düşmüş
bi Fransız’ı sofrasına oturttu, çocuklarına kuru ekmeği paylaşmayı öğretti.
Bi gün...
İngiltere Elçiliği’nden görevliler geldi,
nasıl duydularsa duymuşlar,
çocuklarını al, İngiltere’ye dön,
eğitimlerini üstlenelim,
sosyal güvencen olsun dediler Nadide’ye...
Kapıdan kovdu!
Eşim Türk, çocuklarım Türk,
burada babalarının yanında yaşayacaklar, ben de onların yanında öleceğim, benim için hayatını feda eden eşimi, paraya değişmem dedi.
İki millet, iki devlet, iki din arasında
perişan olmuşlardı ama, aşkları sapasağlamdı.
Üstelik...
Cumhuriyet de sapasağlamdı.
O dönemin Cumhuriyet’i, şimdiki gibi sadece parası olanlara değil, gariban ailelerin çocuklarına da fırsat eşitliği sağlıyor, okumaya niyetleri varsa, okutuyor, üniversiteyse üniversite, konservatuvarsa konservatuvar, yeteneğin önünü açıyordu.
Delikanlı, delikanlı gibi yaşadı, öldü.
Nadide zatürreeden vefat etti,
hayatının en çetin günlerini yaşadığı İstanbul’da, kızının evinde...
En çok kızına güvenir, en çok küçük oğlunu severdi.
Bu koca yürekli kadının
küllerinden doğan kızı, YILDIZ...
Oğlu, MÜŞFİK KENTER’di.
Boşuna dememişler,
işini yapacaksan aşk’la yap diye...
Ve, merak ederim,
tiyatroda sahneye koymak
için abuk sabuk senaryolar
aranır hep niye ...?
YILMAZ ÖZDİL

(Ben de yazmaya çalışıyorum ama şu cümle bile yordu😡 )



18 Nisan 2018 Çarşamba

Tembellikten Değil... Pek İyi Değilim :(

Yazamadım...
Şu anda da kollarım ve kalçam isyanda sızım sızım.
Havalar çok etkiliyor, elbet düzene girecek.

Neyse, Salı sürprizlerimle başlayayım. En sevdiğim şeylerden biri de Sürpriz...

Antalyadan bir izleyenim, uzun süredir izliyormuş ama yeni yazışabildik, konuşabildik :)
Benim Gül üçlüsü tabloma talip olunca ortaya çıktı Leman hanım.
Kendisi emekli dikiş öğretmeniymiş. Bizim gibi hobi malzemesi delisi :))
O da malzemeleri dağıtmaya çalışıyormuş ve bana bir sürü şey göndermiş :)

İşlenebilecek kumaşlar ve alışveriş çantası...
Çerçeveler...
Şablonlar...
Çok güzel renklerde orlon iplikler...
Artık kullanılmayan köşesi işli peçeteler, kesip kesip kullanırsın demiş mektubunda...
Sevdiğim figürlerden Horoz... Kırkyama iki kırlent :)
Dahası da var "sen bunlardan birşeyler yaparsın" cinsinden, ama artık geçti benden, Havva el oydu bir kısmına :)

Bunların paketiyle bir paket daha geldi sürpriz iki :))
Kuzenim Gaye'den... Çok cici şeyler var bu kitapta, hepsini tek tek işleyesim geldi :)

Bugün gene halsiz ve ağrılıyım dediğim gibi...
Gene köşemde, panomla başbaşayım, herşeyi unutturuyor bana...
Birara bir Roro, bir askeri kruvazör, körfezde çalışan nostaljik gemi üçü birarada geçti, farklara bakar mısınız...

İşte böyle...
Daha fazla dayanamayacağım, şimdilik affola :)






16 Nisan 2018 Pazartesi

Kanaviçe İşlemek Ciddi Bir İştir...

Bilen bilir :))

Kendini böyle kaptıracaksın, tüm dikkatini işe vereceksin, 3 aşağı-2 çapraz-4 sola.... derken ne ağrın kalır ne sızın :)

Menekşe üçlemesine başlamış, ilkini paylaşmıştım.
İşte ikincisi...
Üçüncüsüne dün başlandı bile...
Zevkli iştir kanaviçe-nakış...
Elindeki belirsiz şema işlendikçe renk renk, belirmeye başladıkça desen, keyif verir insana.
O desenin belirmesini hep merakla izlerim.
 Renkleri ayarlamak ayrı bir zevk, yumaklar oyuncak gibi :)
Amaaa... Hava böyle kapalı olunca, sevmiyorum işte :(
Gözüm bilgisayarda kaç saattir,
hep biraz daha geçsin dedim, sonunda geldim.
Kollarım sinyal vermeye başladı bile, çok kalamaycağım :(
Bugünde böyle geçti geçiyor...
Sağlık, huzur dolu olsun geri kalan her an ...





13 Nisan 2018 Cuma

Baharı Görmeden Yaz Gelip Geçecek gibi gene...

Sabahları perdeme vuran güneşle uyanmayı seviyorum...
Evin içine dolan o ışığı, sıcaklığı seviyorum...
Bugün de öyle birgün işte :)
Herzaman ki gibi kahvaltı sonrası pencere önü köşeme geçtim.

Gerçi kutlamaya akşamdan başladım kandili, dün akşam ve bu akşam arası diye, gene de unutmadan...

MİRAÇ KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN...
RABBİM HERKESE GÖNLÜNDEKİNİ NASİBETSİN...

Pencere önü köşem, malum eli işte gözü oynaşta köşem 😊
Önceden seçtiğim yeni bir üçlüye başlamıştım, Menekşeler....1. bitti...
Bugün 2. ye başladım, bana kolay gelsin :)

Ama bazen kolay gelmiyor... Şöyle ki
Parmaklara dikkat... İğne tutuyor pozisyonundalar... Peki iğne nerede ?

😄😄😄😄😄😄😄😄
Henüz parmak uçlarım tam hissedemiyor, birşeyleri tutamıyor.

Bu arada bir küçük hurcun içindeki işlenecek-işlenmişler  gözden geçirildi.
Sigara içilen  ve soba yanan zamanlarda malum duman kahverengisi olmuş mini mini yılbaşı panocuklarımı yıkanmak üzere ayırdım, Havva'nın ellerinden öper 😊























Hala biraz fazla pc başında oylanınca özellikle sağ kolum, kol altından başlayıp parmak uçlarıma doğru yanma şeklinde sızlamaya başlıyor. Sağ tarafımda ışınla yokedilen metastaz yapmış küçücük bir gereksiz bişi vardı, orası hassas kaldı sanırım. O nedenle yorumlarınızı büyük zevkle okuyorum ama tek tek cevap yazamıyorum. Bana enerji verdiğiniz gerçeği ortada, hep yazın olur mu 😙




12 Nisan 2018 Perşembe

Buradayııım....

İki gündür yazamadım, affola 😕

Ama boş durmuyordum ki...
Hobi odasındaydım desem...
Üçlemelerden ikisi ancak paketlendi, bugün Antalya ve İzmir'e yola çıktı...


Ortalığı dağıtmışım tabii, aldığımı yerine koyma huyumu devam ettiremiyorum, oturup kalkmak işkence 😡 Neyse ki Havva var, işten çıkışta uğradı, ortalığı toparladı, iyi ki varsın Havva...

Derdi veren Rabbim karşıma hep iyi insanları çıkarttı.

Havva temizlikçi olarak başladı, şimdi benim elim ayağım oldu, sağolsun uzun zamandır bana katlanıyor. En kötü zamanlarıma şahit oldu,özellikle beyin ameliyatı öncesi ve sonrası,
anneme bakmama yardım etti, hatta hastanede onunla kaldı, 

annem son nefesini onunlayken verdi.

Yapamadığım her işte Havva... Dedim ya elim ayağım... Haftada bir cumartesi günleri yarım gün geliyor artık. Hafta içi adliye de çalışıyor. Benim için devamlı gelmemesi daha iyi, kendim yapabileceğim herşeyi zorlansam da yapmaya çalışıyorum. Havva bana birşey yaptırmaz, eli çabuk, silip süpürür, toz alır, çamaşırları yıkayıp asar, haftaya ütüleyip yerleştirir, çiçekleri sular, yemek yapıp dondurucuya koyar, haftaya geldiğinde sayım yapıp yedin-yemedin hesap sorar resmen 😊

Aslında ilk tanıdığım Mehmet... Emlakçı Mehmet. Dağdaki evi sattıktan sonra ev ararken tanıştık...
Mert Emlak... Ve sevgili kızı.
Evi aldığımda ben pek iyi halde değildim, tedavim devam ediyordu. Ev çok bakımsız ama kullanışlıydı, Mehmet indirim yaptırdı, kendi komisyonunu almadı, işlemleri kendi yaptı beni yormadı, sonraki bütün tadilatları ben onayladım o yaptırdı, takip etti, elektrik-doğalgaz-su- telefon-internet bağlantılarını hep o yaptı, bu evi de o buldu, tüm işlemleri gene o halletti,  hala daha  gerekince yapıyor 😖

Sonra Şengül girdi hayatımıza. Evde serum almam gerekiyordu hergün, sonraları iğne, daha sonra annemin iğneleri benim iğnelerim derken 2 yıllık hemşire kursu görmüş, belediye de özel kalemde çalışan Şengül önce hemşiremiz oldu, sonra dostumuz. Haftada en az iki uğrar, angaryalarımı hiç üşenmeden yerine getirir, sohbeti de tatlıdır.
Fena halde etamin işlemeye başladı sayemde 😊
Ve Emre... Taksici Emre...
En çok kahrımı çeken O oldu...
Arabamı kullanmak tehlikeli bir duruma gelince, bir sabah taksi çağırdım. Hastanede kemoterapim vardı. Giderken sigaradan laf açıldı, sohbet sohbeti açtı, Emre benim bir numaralı asistanım ve kardeşim oldu. O zaman oturduğum apartmanın kapısına varmaya bir kat, asansöre bir kat daha merdiven vardı. Zamanla ağırlaşınca ve çok zorlanmaya başlayınca Emre beni kucağına alıp indirip çıkarmaya başladı. O gün bu gündür hastanelerde hiç yalnız bırakmadı, getirdi götürdü, doktorlara girdik çıktık, taşıdı, tekerlekli sandalyeyle dolandırdı, bazen ben rapor filan almaya gidemedim, o takip etti, beyin ışın tedavimde 10gün alete girmeme yardım etti, başımda bekledi, kontrol sonuçlarıma benimle üzüldü, benimle sevindi,

dönüşlerde canım ne çekiyorsa yedirdi içirdi,birara ben gidemediğim için annemi hastaneye götürdü
getirdi. Genelde yorgunluktan ilk gördüğü koltukta uyuykaldı. Bir gece saat 3... annem banyoya giderken düşmüş, ben zaten yürüteçle yürüyorum, kaldırmadım tabii, Emreyi aradım, yataktan kalktı geldi, annemi kaldırıp yatırdı, gitti. Ve daha sayamadığım biiiir sürü şey. Hakkını nasıl öderim bilmiyorum. Bugün de kargolarımı o  götürüp yolladı...

Oğlum Volkan... Manevi evlat  gibi bir can. Akciğerden ışın tedavisi görürken tanıştık, o kolon kanseri geçirmişti,
serviste gide gele gırgır şamata oğlum oldu. Sonraları hep aradı, sordu, beyin için ilk görüşme, kontrol, rapor işleri onun tarafından yapıldı. En kötü zamanlarımdı o zamanlar. Kontrol-kemoterapi zamanlarımda sürpriz aniden karşıma çıktı,
beyin ameliyatından hastanede yattığımda her gün hatta her gece-gece yarısı yanımdaydı.

 Ve... Onkoloji doktorum, güvendiğim kişi...
Uzm.dr.Süleyman Temiz
Kemoterapi hemşirelerim.
Arzu-Emine
Akciğer ameliyatımı yapan
Uzm.Dr.Gülfidan Dağlı
Beyin ameliyatımı yapan
Uzm.dr.Haydar Sekmen
Beyin ve omuz ışın tedavilerimi uygulayan
Uzm.dr.Abdullah Yılmaz

Beyin cerrahisi hemşireleri...
Ve ve ve...
Tabii ki herzaman görüştüğüm ama özellikle beyin ameliyatı için hastaneye yatışımdan çıkışıma beni bir kardeş gibi yalnız bırakmayan, ameliyat sırasında kapıda bekleyen, yoğun bakımda kontrol eden can arkadaşım Belgin ve onu hastaneye getirip götüren lise arkadaşım Ertuğrul...
Sabah yoğun bakımdan çıktım, e çok acıkmıştım, önce Belgin marka börek, sonra hastanenin nefis öğlen yemeği, sonra Ertuğrulun getirdiği nefis dürüm, anca doydum. 😆

Daha sayacak çok kişi var çok şükür...
Zaten bahsetmişimdir bir yerlerde, arada unuttuğum olur diye artık tek tek yazmayayım...

Umarım sıkılmamışsınızdır, daha güzel birşeylerle buluşmak üzere...
Sevgiyle kalın...