şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2015 Pazar

Sonbahar mı Geldi Yoksa...

Sonbahar denilince ilk aklıma gelen Yıldırım Gürses'in "Sonbahar Yaprakları" gelir nedense...

Bugün Sonbahar havası var buralarda...
Gene aklıma düştü...
Onun için 2011 de ki yazımı tekrar paylaşmak istedim sizlerle :)

"Sonbahar Yaprakları" eşliğinde dağ evinden kareler :)

Düşen bir yaprak görürsen
Beni hatırla demiştim
Biliyorsun seni ben
Sonbaharda sevmiştim...
Her Sonbahar gelişinde
Sarı sarı yapraklarla
Kuru dallar arasında
Sen gelirsin aklıma...

Rüzgarla düşen yaprakta
Daima senin hayalin
Yine bir Sonbaharda
Döneceksin sen bana...
Her Sonbahar gelişinde
Sarı sarı yapraklarla
Kuru dallar arasında
Sen gelirsin aklıma....

Güfte:Erhan Yurdaer
Beste:Yıldırım Gürses



21 Haziran 2014 Cumartesi

Enginde Yavaş Yavaş....

Enginde yavaş yavaş
Günün minesi soldu
Derdim bana arkadaş
Bugün de akşam oldu
Gölgeler indi suya
Kuşlar vardı uykuya
Gurbeti duya duya
Bugün de akşam oldu
Su uyur fısıldaşır
Gider yâre ulaşır
Yolcu yolda yaraşır
Bugün de akşam oldu
 
Beste: Sâdettin Kaynak
Güfte: Vecdi Bingöl
Makâm: Hicâz
Usûl: Sofyan
Form: Şarkı

Sizde nasıl bir duygu uyandırır bilemiyorum ama, gün batımı bana hüzün verir nedensiz... 
Hele dün akşam öylesine güzel renklerdeydi ki, gördüğümü tam olarak yansıtamadığıma çok hayıflandım :(




14 Kasım 2011 Pazartesi

Sonbahar Rüzgarları

Düşen bir yaprak görürsen
Beni hatırla demiştin
Biliyorsun seni ben
Sonbaharda sevmiştim...
Her Sonbahar gelişinde
Sarı sarı yapraklarla
Kuru dallar arasında
Sen gelirsin aklıma...
Rüzgarla düşen yaprakta
Daima senin hayalin
Yine bir Sonbaharda
Döneceksin sen bana...
Her Sonbahar gelişinde
Sarı sarı yapraklarla
Kuru dallar arasında
Sen gelirsin aklıma....

Güfte:Erhan Yurdaer
Beste:Yıldırım Gürses


30 Mayıs 2011 Pazartesi

SESSİZ GEMİ.....



Yahya Kemal Beyatlı'nın "Sessiz Gemi" şiirini ilirsiniz değil mi, hatta Hümeyra seslendirmişti şarkı olarak... Ne kadar içe işler, neler neler düşündürür... Peki hikayesini biliyormusunuz, doğrusu ben bilmiyordum :(



Nazım Hikmet'in annesiyle Yahya Kemal arasındaki aşk

Celile Hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destan bir kadındı... İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı...

1900 yılında bu dillere destan güzellik, Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendi...
Türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan Nazım Hikmet de bu beraberlikten doğacaktı...

1916’ya gelindiğinde Celile Hanım‘la eşi Hikmet Bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı...


O günlerde Yahya Kemal, Bahriye’de okuyan genç Nazım Hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı...
Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’la, Yahya Kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra Celile Hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı...

Tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarının arasına gizlenen aşk başlıyordu...
O aşkın aktörleri sadece Celile Hanım ve ünlü şair Yahya Kemal değildi...
Nazım Hikmet, Necip Fazıl hatta Celile’nin yeğeni Oktay Rıfat’ın, yani Türk şiir dünyasının bütün ustalarının bir tarafından dahil oldukları bir aşktı o...
Heybeliada’da okuyan genç Bahriyeli Nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi...
Yahya Kemal o günlerde genç birer Bahriyeli olan Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi...
Yahya Kemal hafta sonları “Genç Nazım Hikmet’e Türkçe ile şiir dersleri” verirken, İstanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam Celile Hanım’la yakınlaştı...

Nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda Celile Hanım ile Yahya Kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başlamışlardı...
Bir süre sonra bu ilişkinin kokusu Nazım’ın ve Necip Fazıl’ın öğrencisi olduğu Bahriye mektebinde duyuldu...

Dedikoduların ayyuka çıkması üzerine Yahya Kemal bir süre okula gelmedi...
Geldiğinde karşısına öğrencisi Necip Fazıl çıkacaktı...
Hocası olan Yahya Kemal’e şöyle dedi:
“Hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk... Sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek isterim...”
Hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum bir Deniz Harp Okulu öğrencisi Bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı...

Necip Fazıl “Bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “Kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi okulda...
Ne ki bu Fransızcayı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın Celile ile Yahya Kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmiyordu...
Olayı genç Nazım Hikmet de fark etmişti...
Necip Fazıl’dan sonra bir gün Yahya Kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı...
Kâğıtta Yahya Kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:
“Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz...”
Bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu...
Bir süre Celile Hanım’ın evine gelmedi...
Genç Nazım’la karşılaşmaktan çekindi...
Celile Hanım ise Yahya Kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün İstanbul’un kulaktan kulağa dedikodusunu yaptığı bir aşka “evet” demişti...
Artık evlenmek istiyordu...

Yahya Kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu evliliğe yanaşmıyordu...


Aşkını dile getirdiği olay inanılmazdı:
“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum...
Bu kadın yazın adada otururdu...
Ben de orada idim...
Deli divane olmuştum...
Sonbahar’da Nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için İstanbul’a inerdi...
1916 Sonbaharı’nda yine İstanbul’a iniyordu...
Ben müthiş muzdariptim...
Artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar...
O gidinceye kadar Ada dopdolu idi...
Gider gitmez benim için boşalıverirdi...

Tam o günlerde Berlin Büyükelçisi Hakkı Paşa İstanbul’a dönecek lafı çıktı...
Hakkı Paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve İstanbul’a geldiğinde geceler düzenler, İstanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı...
Benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu...
Hatta kendisine bu endişemi söylemiştim...
Gitmeyeceğine yemin etmişti...

Bir gece Ada Oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin ‘Berlin Büyükelçisi bu gece davet veriyor... İstanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli’ lafını ettiklerini duydum... 

Müthiş bir acıyla yerimden kalktım...
İskeleye doğru gittim... Son vapur çoktan kalkmıştı...
Sert bir lodos esiyordu... Deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla Maltepe’ye geçmeye karar verdim...
Sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı...
Çok para verince biri ikna oldu...
Açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı...
Denizde çalkalanıp duruyorduk... Sandalcı bana küfretmeye başlamıştı...
Ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve bir an önce orada olmak istiyordum...
Sırılsıklam Maltepe’ye gelebildik...

Hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım...
Yoktu...
Bunun üzerine Maltepe’den Bostancı’ya yürümeye karar verdim...
Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım...
Maltepe-Bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar fark etmemiştim...”

“Kan ter içinde Bostancı’ya geldim...
Vakit hayli geçti...
Karakola gittim. ‘Bana bir araba bulunuz hastam var’ dedim...
Aradılar taradılar birini buldular..
Yine bir sürü para verdim...
Arabayla yola koyuldum...
Kadıköy, oradan Üsküdar... Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı!.. Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi’ diye sordum?

Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi, ‘Ne diyorsun diye bağırdım?’ Bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini araştırttım...
Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım...
Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş... Geldi haber verdi... Sanki dünyalar benim oldu...
Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim...
Sabahleyin, doğru eve çıktım... Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı... Sarmaşdolaş olduk...”


Yahya Kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu...
Belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten, belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç Nazım Hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten?..

O günlerde Celile Hanım, Yahya Kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu:
“Bugün Pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim...
Gelmedin mahzun oldum...
Verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi...
Çok çok göreceğim geldi...
Beni niye aramadın...
Sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi... Ben o günden beri yani Salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum... Evimiz için çalışıyorum...”

Hiçbir zaman o evlilik olmadı...
Yahya Kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten...


Uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden...
Nazım Hikmet büyük bir şair olmuştu...
Sosyalistti...
Dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu...
Celile artık yaşlanmıştı...
O güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştu...
Oğlunun hapislerden kurtulması için Galata Köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği...
Tuhaf bir rastlantı sonucu, Celile açlık grevi yaparken, Yahya Kemal Galata Köprüsü’nden geçiyordu...
Büyük aşkını gördü...
Ama yanına gitmedi...
Bir zamanlar “Hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum” diyen genç Nazım Hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan Celile’ye destek imzasını vermedi...
Hızla uzaklaştı oradan...

Öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı Yahya Kemal’in...
Şöyle yazıyordu:
“Bu zarfın içindeki hatıra, 19 Ağustos 1930’da Sirkeci garında gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir... Koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim...”
Celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece Paris’e giderken, Sirkeci Garı’nda vermişti Yahya Kemal’e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği...

SESSİZ GEMİ...

Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir...
Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi...
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri...
Yahya Kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin Ada’dan gemiyle İstanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır...
Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu...
Ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından ada limanında bakakalan Yahya Kemal’den esintiler içerir...


“Artık demir almak günü gelmişse zamandan...
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan...
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol...
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol...
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli...
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli...
Biçare gönüller!.. Ne giden son gemidir bu...
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu...
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler...
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler...
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden...
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden...”



9 Şubat 2011 Çarşamba

Bugün, Ümit Yaşar Oğuzcan'dan

50 YAŞ ŞİİRİ

Ne zaman baksam çevreme elli yıl sonra 
Hep aynı gördüklerim; bir keşmekeş, bir bozuk düzen 
Bir lokma ekmek uğruna tükenmesi insanların 
Yaşamak ve ölmek için hep aynı neden.  

Sefil doymazlık:ete, kana, paraya 
Öylesi bir açlık ki eksilmeyen, bitmeyen 
İnsan, ezebildiğince mutlu insan, oğul 
Nereye gidersen git hep o tuzak, o dümen..  

Küçük hesaplarla kabaran büyük hesaplar 
Ve değişmez çığlığı insanoğlunun: Ben, ben, ben!" 
Sen yok musun? Onlar yok mu? Biz yok muyuz? 
Nereye bu gidiş? Delicesine pupa yelken.. 

Söyle neyi değiştirebilirsin ki tek başına 
Yıldırırlar, sustururlar vururlar seni de hemen 
Düşler bitmişse, gerçekler bir tokat gibi inmişse 
Tek başına mutlu ol bakalım, olabilirsen..  

En güzeli sevmek diyeceksin insanları tümüyle 
Usanmadan, bir şey ummadan, beklemeden 
Ver, durmadan ver, eller uzanmış, baksana 
Ver ki; kurulsun sofra, başlasın şölen.. 

Bir yanda umutların, düşlerin, düşüncelerin 
Bir yanda aldığını geri vermez koca bir evren 
Bak! Bütün ağızlar yutmaya hazır seni 
Bir noktadan, bir lokmadan başka nesin sen.. 

Dönüp gerilere bakıyorum, bir de kendime 
Elli yıl geçmiş, ha gün, ha yarın derken 
Değişen birşey yok, bir şaşkın benden başka 
İşte aynı yol, aynı kapı, aynı merdiven..  

Hani nerdeler? Kimi yitmiş, kimi gitmiş dostların 
Bir ak saçlı anam kalmış yolumu bekleyen 
Sabah-öğle-akşam . . . Hep o tekdüze yaşam 
Ve kırılmış bir kalple yorulmuş bir beden.. 

İşte böyle geçti yıllar. bozbulanık 
Ben sevdim, ben ağladım, başkalarıydı gülen 
Ne zaman uzattıysam ellerimi, parçalandı 
Mutluluk serseri bir mayındı denizlerimde yüzen... 

Ümit Yaşar Oğuzcan ( 1926 - 1984 ) 
 



22 Aralık 2010 Çarşamba

Şiir okuyasım geldi :)


50 YAŞ ŞİİRİ

Ne zaman baksam çevreme elli yıl sonra 
Hep aynı gördüklerim; bir keşmekeş, bir bozuk düzen
 Bir lokma ekmek uğruna tükenmesi insanların 
Yaşamak ve ölmek için hep aynı neden. 
***
Sefil doymazlık: ete, kana, paraya 
Öylesi bir açlık ki eksilmeyen, bitmeyen 
İnsan, ezebildiğince mutlu insan, oğul 
Nereye gidersen git hep o tuzak, o dümen..
***
Küçük hesaplarla kabaran büyük hesaplar 
Ve değişmez çığlığı insanoğlunun: Ben, ben, ben!" 
Sen yok musun? Onlar yok mu? Biz yok muyuz? 
Nereye bu gidiş? Delicesine pupa yelken..  
 ***
 Söyle neyi değiştirebilirsin ki tek başına 
Yıldırırlar, sustururlar vururlar seni de hemen 
Düşler bitmişse, gerçekler bir tokat gibi inmişse 
Tek başına mutlu ol bakalım, olabilirsen..  
 ***
En güzeli sevmek diyeceksin insanları tümüyle 
Usanmadan, bir şey ummadan, beklemeden 
Ver, durmadan ver, eller uzanmış, baksana 
 Ver ki; kurulsun sofra, başlasın şölen.. 
***
Bir yanda umutların, düşlerin, düşüncelerin 
Bir yanda aldığını geri vermez koca bir evren 
Bak! Bütün ağızlar yutmaya hazır seni 
 Bir noktadan, bir lokmadan başka nesin sen.. 
***
Dönüp gerilere bakıyorum, bir de kendime 
Elli yıl geçmiş, ha bugün, ha yarın derken 
Değişen birşey yok, bir şaşkın benden başka 
 İşte aynı yol, aynı kapı, aynı merdiven.. 
***
Hani nerdeler? Kimi yitmiş, kimi gitmiş dostların 
Bir ak saçlı anam kalmış yolumu bekleyen 
Sabah-öğle-akşam . . . Hep o tekdüze yaşam 
Ve kırılmış bir kalple yorulmuş bir beden.. 
***
İşte böyle geçti yıllar. bozbulanık 
Ben sevdim, ben ağladım, başkalarıydı gülen 
Ne zaman uzattıysam ellerimi, parçalandı 
Mutluluk serseri bir mayındı denizlerimde yüzen... 
*******
Ümit Yaşar Oğuzcan ( 1926 - 1984 ) 
Ümir Yaşar Oğuzcan en sevdiğim şairdir diyebilirim, gençlik yıllarımdan beri, her yaşımda bana hitabeden bir şiirini mutlaka bulmuşumdur :))

Bu şiirle birlikte size güzel bir şiir sitesini de tanıtmak istiyorum... " Şiir Parkı ", tam gezilecek bir park, iyi gezmeler:)




15 Eylül 2010 Çarşamba

Friedrich Nietsche

"Nietsche ağladığında" diye bir roman okumuştum, Nietsche'nin hayatı arkadaşı tarafından yazılmış.Kitabın özetini de buldum ilgilenirseniz diye...
Ansiklopedik bilgiler felsefesini  "Kendi çağına tümden bir karşı çıkış olarak görülmektedir. Kendisinin bütün derdi, insanı akılcılığın kıskacından kurtarıp kendisi üzerinden düşünmesini sağlamaktır. Ona göre Tanrı ölmüştür ve insanlar Dünya'da yapayalnız kalmışlardır. Bu yüzden insanlar Tanrı'dan bekledikleri umut ve istekleri bir kenara bırakıp kendilerini Dünya'ya adamalılar. Böylelikle düşünce ile yaşam arasında bağ kurulması daha kolay olur." diye açıklıyor....

Bir şiiri düştü mail kutuma, yaşam için güzel bir ders....


Öyle bir hayat yaşıyorumki
Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazılar seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime
konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime,
Sonra dedimki 'söz ver kendine'
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki,
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymişki zaman, 



Ve güzel bir sözü, anlayana.......


"Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz.
Sadece seçim yaptığını zanneder.

Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır!
Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir!”...



25 Haziran 2010 Cuma

Canım Sıkılıyor


Canım Sıkılıyor
pencerenin önünde dışarıyı izliyorum,
az kaldı günün ışımasına,
havada geceden kalma bir serinlik var.
camları pusluyor nefesim.
pusun ardından dolunayı görüyorum.
puslar ay ışığında rengarenk.
canım sıkılıyor yine,galiba seni özlüyorum.
bir damla vuruyor camıma.
sonra bir tane daha ve bir tane daha.
bir hışırtı kaplıyor sessizliği.
canım sıkılıyor,yağmur sıkılmıyor.
canım sıkılıyor,yağmurlar dinmiyor.
aynı yere binlerce damla düşürüyor yağmur sıkılmadan.
canım sıkılıyor,galiba seni özlüyorum.

13.10.1998 Koray Aşkın






7 Haziran 2010 Pazartesi

Amanıııın....


Yaa bu nasıl havadır böyle, yaz yağmuru desem yaz yağmuru değil. Önceki gece başladı, bi dur kardeşim, yok durur gibi yapıyor sonra bi başlıyor yeniden, sanırsın hortumla çatıyı yıkıyorlar:))
Bir de soğuk bir de soğuk, sanki kış. Neredeyse kuzineyi yakacağız. Elektrikli sobayı yaktık, üzerimizde hırkalar...

İşlerimde kaldı tabii, sandalyelerimi monte edecektim, bodruma inip vida almam lazım, yok inemem ıslanırım :)) Zaten dışarısı soğuk, az daha merakta kalın naapim, zaten çok merak etmeye değmez.

Zavallı bostanım ne oldu acaba, fidelerim kırılmamıştır inşallah. Bezelyelerimin toplanması lazımdı, birazını toplamıştım, gerisini annemle toplarız diyordum, O da toplamayı seviyor diye, ama nerdeee....

Neyse, toprak doysun bari suya, ağaçlar bol meyve versin bizlere. Tabii dökülmemişlerse....

Ben size bugün Ümit Yaşar Oğuzcan'dan bir şiir vereyim, olmaz mı:)

Adak

Sana şiirler okuyacağım, gitme

Güneşler doğacak yalnızlığımdan
Sana bir ışık
getireceğim
Büyük aydınlığımdan


Sana bir dolu umut getireceğim
Küçük ellerine sığmayacak
Sana Afrika gecelerini getireceğim
Sımsıcak

Sana çiçekler getireceğim
Bozulmuş güz bahçelerinden
Sana bir serinlik getireceğim

Yağmur tanelerinden


Sana avuç avuç yıldız getireceğim
Güneşimden başka
Sana engin denizlerin maviliğini getireceğim

Köpük köpük dalga dalga


Sana bir rüzgar getireceğim
Dağlardan, tepelerden
Gitme, sana zamanı getireceğim
Zamanın bittiği yerden



11 Nisan 2010 Pazar

Artık yünlere el attım :))

İki benzer kutu buldum....










Büyük ihtimal bu kutuları ne yapacağımı anladınız, bitmiş hali yarın :))








Artık Yünlerden Püsküller....


Birkaçtane püskül yaptım.
Bu püskülleri nasıl yaptığımı da fotoğrafladım, belki birilerine kolaylık olur.
Bu püskülleri niye mi yaptım, önümüzdeki günlerde göreceğiiiiz:))




Yorumsuz........
Tek Başınalık
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü biri
Ve hiçbirşey yapmamaya karar verdi
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir öteki
Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir üçüncü
Ve tek başına düşünmeyi sürdürdü
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü yüzbinler
Ve tek başınalıklarını sürdürdüler
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü milyonlar
Milyonlarcaydılar
Ve tek başınaydılar
Bu arada birileri
Onlar adına
Karar vermekteydi
Tek başına olduklarını sananlar
Topluca ortadan kaldırıldılar....
Ataol Behramoğlu