Sahura kadar oturunca gece uzun... Saat 23.30 a kadar tv karşısında goblenimi işledim, sonra sıkıldım, geçtim pc başına. Mail kutuma inenleri beklerken gözüme geçenlerde aldığım tahta mandallar takıldı. Eh takılınca gözden çıkartmak lazım değil mi :))
Derhal ütü masasının üzerine tezgahı kurdum, mandalların bir kısmının yaylarını çıkarttım, bir kısmınınkini bıraktım, onlar için başka projeler var, silikon tabancamı kuşandım ve başladım yapıştırmaya.....
Bir saati bulmadı bile bir koltuk ve bir sehpa yapmak :) Hep diyorum ya, çabuk çabuk yapmalıyım, hemen bitmeli, o nedenle öyle özenli birşey olmuyor benim yaptığım bu tip objeler. Olsun, canım ne istiyorsa yapıyorum ya, güzel de olsa çirkin de olsa farketmez :))
Bugün verniklendi takımım, örtü ve minderi dikildi, kullanıma açıldı :))
Uykudan öğlen kalkıyorum ya, sonra da saat üçe kadar hamakta yatıp kitap okuyorum. Bugün okuduğum kitapta şöyle bir cümle geçti "...... morg ortamında önlerinde böylesine parçalanmış bir ceset varken, profösör büyük bir iştahla sekreterinin getirdiği böğürtlenli keki yemeye devam etti....." BÖĞÜRTLENLİ KEK.... Böğürtleni çok severim, bir canım çekti böğürtlenli keki, zaten roman okurken böyle yeme içme bölümleri hep kalkıp birşeyler yapmama, gece 1-2 gibi bile kalkıp yiyecek birşeyler aranmama sebep oluyor :))
Daha önce hiç yapmamıştım böğürtlenli kek, pasta filan yaptım da.
Çıktım böğürtlen topladım ve keki yaptım, o kadar bol koymuşumki böğürtlenini, annem tadı güzel olmuş dedi, ben tadamadım ama manzarasını sevdim,
her nekadar bir parçası kalıpta kalmışsa da :)) İftar olur olmaz dalacağım :))